simurg bilindiği kadarıyla iran efsanelerinde adı geçen bir kuş.  bilinen diğer adları simurg anka, zümrüdü anka.. yunan mitolojisinde de phoenix.. feriduddin attar'dan tutun, şeyh edebali'nin osman bey'e nasihatine kadar birçok yazılı eserde kendine yer bulmuş bir efsane. efsane olmasına efsane ama tasavvufta da yer edinmiş, mecazi anlamlara sahip bir anlatı.

gerçek yolculuğu anlatır simurg. insanın kendi içinde yaptığı yolculuğu.. küllerinden yeniden doğmanın hikayesidir.

insanın özüne ulaşmaya çalıştığı yolculukta çıkan engelleri tasvir eder. hem benlikten hiçliğe uzanan yolculuktur, hem hiçlikten benliğe geri dönüştür..

feridüddin attar'ın mantıku't-tayr isimli eserinde şöyle anlatılır;
“…günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.

hüthüt söze başlar ve hz.süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. ama, hiç bir kuşun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima simurg olduğunu belirtir. ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. kuşların hepsi de simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. hepsi de, simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir (!) örnek olarak, bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavuskuşunun amacı cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânın nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveykin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksalanın mazereti zaafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.

bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.

hüthüt söz alır ve şunları söyler. söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:

simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu? simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür. simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatımız kalmadı. onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil. o, yüce lûtfuyla bir ayna icad etti. o ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!

hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde simurg’u aramak için yola koyulurlar.
ama, yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktır…

yolda hastalanan veya bitkin düşen kuşlar çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. bunların arasında, nefsanî arzular, servet istekleri, ayrıldığı köşkünü özlemesi, geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, şeriat korkusu, pislik endişesi, himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu, kararsızlık, hediye götürmek dileği gibi hususlarla; bir kuşun sorduğu “daha ne kadar yol gidileceği” sorusu vardır.

hüthüt hepsine, bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde aşmaları gereken “yedi vadi” bulunduğunu söyler. ancak, bu “yedi vadi”yi aştıktan sonra simurg’a ulaşabileceklerdir. hüthütün söylediği, “yedi vadi” şunlardır.

vadiler merhaleler
1. vadi istek
2. vadi aşk
3. vadi marifet
4. vadi istiğna
5. vadi vahdet
6. vadi hayret
7. vadi yokluk (fena)

bekâ kuşlar gayrete gelip tekrar yola düşerler…

ama, pek çoğu, ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır.

bu sayılan engellerin hepsi de hakikât yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır.
bu hicaplardan sadece otuz kuş geçer.

bütün vadileri aşarak menzil-i maksudlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar, rastladıkları kişiye kendilerine padişah yapmak için aradıkları simurg’u sorarlar.

simurg tarafından bir görevli gelir…

görevli, otuz kuşun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. yazılarda, otuz kuşun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler ve bütün yaptıkları yazılıdır.

bu sırada, simurg tecelli eder…

fakat, otuz kuş, tecelli edenin (!) bizzat kendileri olduğunu; yani, simurg’un mânâ bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar.

çünkü, kendilerini simurg olarak görmüşlerdir.

kuşlar simurg, simurg da kuşlardır.

bu sırada simurg’dan ses gelir:

“siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. çünkü, burası bir aynadır!”

hasılı, otuz kuş, simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; artık, ortada, ne yolcu kalır, ne yol, ne de kılavuz...

çünkü, hepsi bir’dir.

aynı, aşıkla, maşukun aşkta; habible, mahbubun muhabbette; sacidle, mescudun secdede; bir olması gibi...

aradan zaman geçer, “fenâda kaybolan kuşlar yeniden bekâya dönüp”, yokluktan varlığa ererler…
kaynak