8 Şubat 2009 Pazar 23:20 tarihinde yazıldıktan sonra , , olarak fişlendi.
büyük iskender. nam-ı diğer; alexander the great. 33 yaşına geldiğinde dünyanın bilinen kısmının nerdeyse tümünü fethetmişti. olmaz gibi görünen hayallerinin üstüne atını sürüyor, ordusunun gücünü bu yiğitliğiyle sağlıyordu. gözü karaydı, cesurdu. kişisel gelişim kitaplarına konu olabilecek kadar başarılıydı..

33 yaşına kadar savaşlardan savaşlara koşturmuş ve sonunda hasta düşmüştü. savaştan, öldürmekten, katliamdan, kandan sıkılmıştı. evine dönüp dinlenmek istiyordu ama bu dileği gerçekleşemeden, atina'daki evine ulaşması beklenenden bir gün önce öldü..

hayatı boyunca sürekli zenginleşmek, büyümek, daha çok ve daha çok iktidar sahibi olmak için uğraştı durdu. tüm bu uğraşlarının karşılığını almış, hayallerini gerçekleştirmişti ama ölümünü 24 saat dahi erteleyememiş, annesine verdiği sözü yerine getirememişti. annesine dünyayı fethettikten sonra gelip tüm dünyayı onun ayaklarının önüne bir armağan olarak sunacağına söz vermişti. olmadı..

iskender, ölümünden önce başkumandanına şöyle dedi: "bu benim son arzum ve yerine getirilmek zorundadır; tabutumu mezara taşırken iki elimi tabuttan dışarıya sarkar halde tutun."

başkumandan hükümdarının bu garip isteği karşısında şaşırmıştı. "bu nasıl bir istek? eller her zaman tabutun içinde tutulur. bir cesedin ellerinin tabuttan dışarı sarkar halde mezara taşındığı duyulmuş şey değildir." dedi.

iskender, "sana açıklayacak kadar çok nefesim yok ama kısaca söyleyeyim, dünyadan boş ellerle gittiğimi göstermek istiyorum. giderek daha da büyüdüğümü, daha da zenginleştiğimi zannediyordum. fakat aslında giderek daha çok yoksullaşıyordum. doğduğumda hayata avuçlarımda birşey tutuyormuşum gibi yumruklarım kapalı gelmişim. şimdi.. ölüm anında yumruğum sıkılı gidemiyorum." dedi.
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
1 Şubat 2009 Pazar 23:10 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
pek değerli bilog yazarları,

sözüm sizedir, okuyuculara değil! zira müzik kutusunu okuyucular koyamıyor.

teknolojinin acayip geliştiğinin bende farkındayım. teknolojinin gelişmesiyle birlikte, sitelerimize müzik kutusu koyabilir hale geldik. istediğimiz müziklerden bir liste oluşturup, sitemize koyuyoruz. sitemize giren kişinin bilgisayarında da otomatik çalmaya başlıyor. pek âlâ..

yalnız birşeye dikkatinizi çekmek isterim; müzik kutuları, domuz yağı ve katkılarını ihtiva ediyor. bu yüzdendir ki müzik kutuları birer şeytan icadıdır. bu konuda da son derece gayrıciddiyim.

varmak istediğim nokta; biloglarınızdaki resimlere bakmaktan büyük keyif alıyorum.. yani aynı zamanda iyi bir okuyucuyum amma ve lâkin biloglarınıza girdiğimde otomatik olarak çalmaya başlayan müziklerden nefret eder oldum. o müzik kutusunu ve dahil pause düğmeciğini bulana kadar canım çıkıyor. lütfen bana ve diğer okuyuculara bu eziyeti etmeyin. sizin yazılarınızında okunmaya ihtiyacı var. onlarda diğer yazılar gibi okunmak için yazılıyorlar. onları da sevelim.

okuyucuları sinirlendirmeyin.. sayfanızı kapattırmayın.. bakın kimseye emir vermiyorum, haddim de değil zaten.. sadece rica ediyorum. istirham ediyorum ulan!

sizlerden müzik kutularınızı kaldırmanızı da istemiyorum. sakın yanlış anlamayın. sadece otomatik olarak çalmasını engelleyin, engellettirin. çocuklarımızın geleceği, temiz bir çevre ve küresel ısınmamak için yapın bunu. kendim için birşey istiyorsam bush olayım.

eğer bu manifestom işe yaramazsa blogger'ı kapattıracağımı da bilmenizi isterim.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
19:43 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
yağmurlu bir gün.. erkenden dışarı çıkmışım.. kahveye baktım kimseler yok.. biraz dolaştıktan sonra tekrar baktım, bizimkilerden birkaçı gelmiş.. konuşacak birilerini bulmanın sevinciyle oturdum, herkese benden bi çay söyledim. şaka lan şaka.. sadece kendime söyledim.

o sıralar gündemde taze taze israil-filistin meselesi var ve kendi aramızda bu konu hakkında konuşuyoruz..

bizim kahve küçük çaplı bi yer olduğundan ve sesimizi biraz fazla yükselttiğimizden olacak ki, oyun oynayan emeklileri izleyen bi amcam bize kulak vermiş.. konuyu idrak ettikten sonra ayağa kalkıp yaklaştı ve "hamas israile bilmem kaç bomba atmasaydı, bunlar olmayacaktı" dedi. "peki" dedim. "hamasın israili bombalamış olması, yapılan katliamları haklı çıkarır mı?". yüz ifadesi biraz değişti ve "ben kaç yıllık eğitimciyim ve bu yapılanların doğru olduğunu söyleyemem." dedi.

yerine gitti ve oturdu. bizde napsak, napsak dedik ve tavla oynamaya karar verdik. çok çekişmeli bir maç oluyordu. tribünler susmuş, adeta tarihi bir zafer bekliyorlardı. tam o sırada, aynı amca yanımıza geldi. tribünlerin hevesi kursağında kalmıştı. yaşlı amca, hamdi'ye bazı sorular yöneltiyordu.. soruları cevaplamaya çalışan hamdi artık oyundan kopmuştu. dış mihrakların oyunu olduğu apaçıktı. bunu fırsat bilen rakibi w.i.i., ani hamleler yapıp hamdi'yi gafil avlıyordu. tam o sırada hamdi'nin aklına süpermenden bir anekdot aktarmak geldi. amacı neydi? bundan sonraki bölümde ne olacaktı? kafamız karışmıştı?

hamdi, süpermenin uçma hikayesini gayet amaçsız bir şekilde aktardıktan sonra sıranın başka birine geçmesi gerekiyordu. yaşlı amcam bu fırsatı değerlendirdi ve beklenen cümleyi kurdu. "gençler.. bende bişi anlatıyım şimdi size.."

hikayesini anlattı ama bu hikayenin bir amacı vardı. açık ve net bir şekilde anlaşılabiliyordu. kendine has, ulvi amacı olan bir hikaye.. bir telkin metodu.. bir pazarlama tekniği.. tanımlanamayan bir cisim? yaşlı amcam yılların eğitimci tecrübesini konuşturmuş ve götünden uydurduğu hikayesini biz dinleyicilere şahane bir şekilde anlatmıştı. her duyduğuna inanan ben ve benim gibi salak arkadaşlarımda kendimizce hikayeden dersler çıkarmıştık. "vay anasını bee..", "bunların hepsi böyle abi.." gibi..
devamı »
Bu postada 2 bikbik kere edilmiş
25 Ocak 2009 Pazar 00:54 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
facebok hesabınızı kapatmak hiç bu kadar kolay olmamıştı! evet bu kadar da iddialıyım. 3 adımda facebok hesabını kapatmanın yolunu bulup icat ettikten sonra keşfetmenin kıvancını yaşıoyrumm. o kadar heycanlandım ki, insanlığa bu iyiliği yaparkene ellerim ayaklarım ayakta parmaklarım.. kaç?

sonunda günler geceler süren araştırmalarım sonuç verdi ve 3 adımda facebok, facebook, feyzbuk, feysbuk, feysbok ve ne demek istiyorsanız onu kapamanın kısayolunu buldum. insanlık adına büyük bir adım attığımın farkındayım ve şımarmıyorum.

hamdi vizyonuyok facebok hesabını kapatmanın 3 adımını kıvançla sunmaktan gurur yalar.

1.adım : fareyi elinize alıp ekranın sağına doğru sürükleyin. sonuna gelince yukarı doğru sürükleyin. şimdi bi ince ayar yapmamız gerekecek. orda ayarlar diye bi yer var. önce bi ona odaklanın ve bir ki üç dedikten sonra harekete geçip farenin şeysini üstüne getirin. derin bi nefes aldıktan sonra açılan yerden hesap ayarlarına tıklayın.









2. adım :
hesap ayarlarına girdikten sonra, en altın biraz üstünde hesabı dondur diye bi şey var. şimdi de hesabı dondurun sağ tarafındaki dondur yazan yere kilitlenip, bir ki üç dedikten sonra harekete geçin ve hızlı bir şekilde tıklayın. ve.. bekleyin..





 

3. adım : açılan sayfada aşağıdaki gibi bişey çıkacak. kendinize en uygun seçeneğe tıklayıp hesabımı dondur yapın.. hayırlı uğurlu olsun.. bi daha girende top olsun.



işlerinizi kolaylaştıracak yeni procelerimlen tekrar görüşmek üzere.. ister esenlen kalın ister sevgiylen kalın. hadi görüşürük.
devamı »
Bu postada 11 bikbik kere edilmiş
17 Ocak 2009 Cumartesi 18:13 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu. yine, yeni bi ölmeden önce oynanması gereken oyunlar serisiyle tekrar karşınızdayım. geçen sefer ki yazımda en son world of warcraft’ı yazabilmiş ve mmorpg aşkım, canım ciğerim lady sylvanas’ımı hatırlayınca devam edememiştim. hatta yazının tam da o kısmında göz yaşlarımı tutamayıp, mönitörümü öylesine hızlı çarpıştırmıştım ki.. kırıldı. olan yine bana oldu.

bu yazımızda da yine online olarak oynanan oyunlardan birkaç tanesine değinmek istedim zira internetsiz oynanan, single player tadında oyunlar artık kimseyi kesmez oldu.. en azından beni hiç kesmiyor. illa ki toplum halinde yaşamam, toplum içinde bir yer edinmem, etkileşmem lazım. böylesi daha zevkli oluyor.

hamdi vizyonuyok şebekesi ölmeden önce mutlaka oynamanız gereken browser(internet explorer gibim) tabanlı oyunları sunmaktan gurur duyar. yanlış okumadınız.. bu sefer de şebeke olasım geldi ama naylon değil!! buraya dikkat..

popmundo eski adı ile popomundo, yeni adı ile popmundodur. dar anlamda popmundo ve geniş anlamda popmundo olmak üzere iki adet tanımı bulunmaktadır.

dar anlamda, sanal şöhret oyunudur. bu tanımın üzerinde durmaya bile gerek yoktur zira dardır..

geniş anlamda, sanal şöhretin istenildiğinde gerçek şöhrete dönüştürülebildiği bir oyundur. geniş anlamda popmundo yaklaşımını savunan bilimadamlarına göre, şöhretinizi en azından karı kız düşürmek için rahatlıkla kullanabilirsiniz. bu bağlamda şöhretiniz sanal olmakla kalmayıp, icraata dönüşür. bence de mantıklı bi yaklaşımdır.

popmundo, müzik endüstrisi odaklı bir oyundur. kendinize ait bir karakter seçmekle başlarsınız ve şöhret olma yolunda hangi yetenekler gerekiyorsa geliştirirsiniz. isterseniz hadise olup düm tek tek deyü bir şarkı bile besteleyebilirsiniz. gerçek zamanlı olduğundan olacak ki, bilgisayar başında saatlerce bekleseniz de yeteneklerinizin gelişmesine yardımcı olmaz. oyun içinde sanal şöhret olma yolunda kullanabileceğiniz her türlü enstrüman mevcuttur. çamur atmak, çirkeflik yapmak gibi enstrümanlar, şöhret olma yolunda köşe olarak kabul edilir. köşeyi dönebilirseniz, harikuleyt.

ogame uzay gemisi saldırtmaca oyunu. kendinize ait bi gezegeniniz olur. bişiler bişiler geliştirdikten sonra sömürge kurabilir duruma gelirsiniz. sömürgeleri tamamladıktan sonra gemi basmaya başlarsınız. komuta gemisi haricinde gemi basmak gereksizdir. son olarak ölüm yıldızını da yaptınız mı, tamam.. artık saldırıya geçebilirsiniz. saçma sapan hesaplar yapılır ve saldırıya geçilir. dakikalar değil saniyelerin bile hayati önemi vardır. çalar saatinizi bu oyun için kurmak zorundasınızdır. geceleri uyumayıp başkalarının filolarını vurmak zorundasınızdır. hatta sizin gibi bi sürü manyak toplayıp organize olabilir ve organize manyaklar olarak gecenin geç saatlerine kadar birilerinin filolarını indirmek için uğraşabilirsiniz. vurduktan sonrası çok zevklidir çünkü karşı tarafın filolarını vurduğunuza dair bir mesaj alırsınız. bi de kendinizi filoların iniş saatlerine göre ayarlamanız var ki takdire şayan.. filolarım indi mi acıbaa? on üzerinden çogiyi.

sanalika çogiyi bi oyun. bi karakter oluşturuyorsunuz ve seviyeli bir ilişki arayan hatun kişilerle, seviyeli muhabbet ediyorsunuz. küfür etmek haricinde herşey serbest.. üç boyutlu karakterinizle hatun kişisi karakterlere gidip laf atabiliyorsunuz. herhangi bir yerde oturan hatun kişinin yanına hiçbir soru sormadan oturabilip yakınlaşabiliyorsunuz. slm, asl pls?, nrdn? gibi sorular sorup karşı cinsinizi şaşkınlıklardan şaşılıklara sürükleyebiliyorsunuz. kahvehaneye gidip tavla oynayabiliyor, okey atabiliyorsunuz. otele gidip odanıza girebiliyorsunuz ama şimdilik herhangi bir atraksiyone yapamıyorsunuz. on üzerinden yıldızlı pekiyi.

travian – sanal köy kurdurmaç ve saldırmaç oyunu. önce bi ırk seçiyosunuz. ırkların herbirinin özelliği bambaşka. sonra bi köyünüz oluyor ve geliştiriyorsunuz. geliştirirken saldıran ırkı seçtiyseniz durmadan bi yerlere saldırıyorsunuz. defans yapan ırkı seçtiyseniz sürekli savunuyorsunuz. dengeli ırkı seçtiyseniz bazen savunuyor, bazen saldırıyorsunuz. acayip eğlenceli ve bi o kadar bağlayıcı ve bi o kadar detaylı bi oyun. yani iki dakika da öğrenilebilecek bişey değil. yıllarınızı vermeniz lazım ki ancak o zaman tam bi traviano olabilirsiniz. on üzerinden anbilivilibılı.

second life – ikinci hayat kurdurmaç oyunu. gerçek hayatta neler yapabiliyorsanız, bu oyunda da yapabiliyorsunuz. hatta burada söz konusu egomuz olduğundan, daha fazlasını yapabiliyoruz. esas olarak popmundo’dan farkı olmayan bir role playing yani rol yapmaca oyunu, tek farkı sadece müzik endüstrisi ile sınırlı kalmamış olması. bi de üç boyutlu grafikleri filan olduğundan herşey daha bi gerçekçi. o kadar gerçekçi ki; eşinizle beraber oynayıp, oyun vasıtasıyla bir bahane üretebilir ve akabinde boşanabilirsiniz.. on üzerinden üçyüsbeşyüs.

iveet, ilk defa 5 oyun diyip beş oyun tanıtımı yapmış bulunmaktayım. mutluyum, gururluyum. daha farklı yeni nesil uyuşturucularla, daha farklı bir yazıda görüşmek üzere.. esen kalın.
devamı »
Bu postada 27 bikbik kere edilmiş
7 Ocak 2009 Çarşamba 14:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
efenim, bendeniz ablam mimlemiş. mimi gönderirkende acele yıldırım mim şeklinde göndermiş ki hemencecik cevapmam lazım. öncelikle kendisine burdan teşekkür ediyorum, sonralıkla kaybolmayan sakız istiyorum.

mim'in konusu anladığım kadarıyla yok ama içeriği pek geniş maşşallah. 20 sorudan oluşan bi mim olmuş.. böylesine kolay ve faideli bir mimin, yayında ve yapımda emeği geçen yedi ceddine teşekkürler.

1.En sevdiğiniz kelime nedir?

kelimeler arasında ayrım seçim yapmadığımdan olacak ki hepisini ayrı ayrı severim. özellikle ingilizce menşeili kelimelere karşı ayrı bi hassasiyetim var. diğer kelimeler alınmasınlar lütfen ama onları daha bi çok severim. böyle söylerken ağzımın şekilden şekile girip, başkalarının beni ingilizce biliyor sanması yok mu mesela.. harikuleyt

2. En nefret ettiğiniz kelime nedir?

en nefret ettiğim kelimeler de mesela eski dilde kullanılan kelimeler. hani osmanlıca mıdır nedir? kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz koardeşim falan oluyorum yaanee..

3. Sizi ne heyecanlandırır?

bu sorunun cevabını tam olarak bilemedim. metabolizmam öylesine acayip ki durduk yerden adrenalin salgılamaya başlıyor. nooldu olm yine? diyorum ses vermiyor. böylelikle neye karşı heyecanlandığımı anlayamamış oluyorum. terbikler.

4. Heyecanınızı ne öldürür?

şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla tuvalete gitmek benim heyecanımı öldürüyor. evet evet çok ilginç olabilir ama tuvalet denilen yerde öylesine rahatlıyorum kii.

5. En sevdiğiniz ses nedir?

en sevdiğim ses, kalın do'dur.

6. Nefret ettiğiniz ses nedir?

en nefret ettiğim ses do'dan sonra gelen re'dir. re'yi neden do'dan sonra koyduklarını hep merak ettim. hala da merak ederim. notaları icat edenlere selamlar.

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?

bu soru biraz saçma olmuş ama olsun. yapmak istemediğim mesleği yapmak istemem mesela. yapmak istemediğim meslekte astronotluk olsun.

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?

doğal olupta sahip olmak istediğim bi yetenek yok gibi görünüyor ama olağanüstü bi yetenek deseydin, uçabilmem kuvvetle muhtemelle.

9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

kendim olmasaydım, sobalı evde büyümüş çocuk olurdum.

10. Nerede yaşamak isterdiniz?

plüton'da yaşamak isterdim zira gezegenliğini iptal ettiklerinden beri dünyalılardan daha az haber alır olmuşlar.

11. En önemli kusurunuz nedir?

en önemli kusurum, kişisel gelişim zırvalıklarına inanılmaz derecede inanmış olmam ve başarılı olmak için kıçımı yırtmamdır heralde ama tam bilemedim.

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?

toplum içinde burun karıştırmak ve osurmak... ama iran'lıların yanında osurunca size demediklerini bırakmıyorlar, dikkat edin.

13. Kahramanınız kim?

sonunu düşünmeyen adam.

14. En çok kullandığınız küfür nedir?

sık kullanılanlarımda her zaman birden fazla küfür bulunduğu için, hangisini söylesem diğerine haksızlık olacak. onünçün pas diyorum.

15. Şu anki ruh haliniz nasıl?

bu sorunun aynısını bende şimdi ruh halime soruyordum ama cevap alamadım. bi dış görünüşü filan olsa nasıl olduğunu anlayabilirdim ama öyle bişi de yoook?

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?

katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini bilmem naaptığım cinsine çeker sözü hayat felsefemin temellerini oluşturur çünkü ben genetik bilimine sonuna kadar inanan biriyim. hatta babama gidip sen bu yaştayken hangi hataları yaptıydın? diye sorarım.. sonra bi bakarım ki bende aynı hataları yapmışım. hayat ne tuhaf.

17. Mutluluk rüyanız nedir?

bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa filan demem lazım.

18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?

bence mutsuzluk, mutluluk'un tam tersidir. kendi arasında ikiye ayrılır. dolaylı mutsuzluk ve dolaysız mutsuzluk. hatta bazı bilimadamlarının, spesifik mutsuzluk ve advolarem mutsuzluk olarak ikiye ayırdıkları da görülmüştür.

19. Nasıl ölmek istersiniz?

nasıl ölmeye layıksam o şekilde ölmek isterim. şerefsizin önde gideniysem, sürüne sürüne.. çok şeker bi insansam, bi anda..

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

bu işlerin sipariş usulü olmadığını bilebilecek durumdayım. evet.

maslow'un teorisi kadar olmasa da çoguzun bi mimmiş. isteyen varsa beri gelsin.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
4 Ocak 2009 Pazar 17:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu, bugüne kadar ölmeden önce oynamamız gereken oyunlardan, girmemiz gereken sitelere kadar çok faideli bilgilerden bahsettiydim. dün başıma gelen bi olaydan sonra ölmeden önce yapılması gerekenlerin listelendiği son derece ciddi, bi o kadar da bilimsel bir yazı yazmaya karar verdim. zira ben böyle yaptım, ölmedim.

malumunuz türkiye'nin en bilimsel bilogu, en bilimsel bilog yazarı ve en popiler bilog yazarı kategorilerinde oscar'a aday gösterilme ihtimalim var. tabi bunlardan sizin haberiniz yok amma bana gelen meyillerde tam olarak böyle laflar sokuluyor.

iveet.. yine bilimsel bir yazı, yine ben. interneti bilgi edinmek için kullanır olduğumdan beri çok bilimsel adımlar attım, çok bilimsel adım atanlar gördüm. her oturuşumda bi makale çıkarasım, akademik yayınlarda yayınlanasım geliyor amma o kadar torpil bulamadım henüz. inşallah bi gün dayımın oğlu devlet kademesinde yüksek bi yerlere gelirse, o zaman beni profösör yapacak. sanırım yine konudan uzaklaştım, yine sapıttırdım. kusra kalmayın gari.

bu arada dün başıma gelen olayı yazmadan da edemeyecem. bi arkadaşımlan beraber bi yerde oturuyoz. bi yer diyince hemen gaave'de oturduğumu sanmayın, çok fena şaşırtırım aklınız almaz. bi alışveriş merkezinin en üst katındaki cafelerden birinde oturuyoz. dadlı dadlı, tatlılarımızı yeyor, sohbet mahabbet edeyor iken birinin bağırarak bize doğru yaklaştığını gördüm. ilk aklıma gelen, polislerin sıradan kimlik kontrolü oldu amma durumlar hiçte öyle değilmiş. meğer alışveriş merkezinin alt katlarından birinde yangın çıkmış ve her an patlayabilir durumda tatlılarımızı yeyormuşuz. durumu anladıktan sonra hemen bi kalktık, dooğruca çıkışa doğru yöneldik. işte tam burda benim kafamda şimşekler çaktı.. bilimsel bir araştırma yapmam lazımdı. hatta yaptığım araştırmayı isviçreli bilimadamlarına onaylattırmam lazımdı ki güvenilir olsun. ve......

hamdi vizyonuyok, ölmeden önce yapmanız gereken hakikatleri dilbilgisi kurallarına dikkat ederekten sunmaktan gurur duyar.

panik yapmayın -
öleceğinizden emin olsanız bile panik yapmayın. öleceğiniz varsa zaten kurtuluşunuz yok. hem ilk defa ölen kişi de siz olmayacaksınız. onunçün yapmayın, etmeyin, sakin olun!

yavaşça ayağa kalkın - panik yapmış olsanız bile aniden yerinizden fırlamayın. önce bi bacak bacak üstüne attıysanız, bacağınızı indirin. sonra oturduğunuz sandalyeyi geriye doğru itin. bi yerden destek alıp yavaşça ayağa kalkın.

kasaya doğru yönelin - tabi, ayağa kalkmışken kasaya uğramamak olmaz. kasaya doğru giderken, görevli hanımkızlarımıza dönüp ölmeden önce hesabı da ödeyelim bari diyin ve tepkilerini merak edin. büyük ihtimalle Allah korusun, olur mu öyle şey türü bir tepki alacaksınız ama gülmeyin. ayıp etmeyin.

hesabı ödeyin - olur da ölmezseniz, dükkan sahibinin arkanızdan hesabı da ödemeden gitti ibneler demesini istemezsiniz değil mi? böyle birşey denilmesini isterseniz ödemeyin, istemezseniz ödeyin. burasını yoruma açık bırakıyorum.

yürüyen merdivenlere yönelin - koca alışveriş merkezi patladı, patlayacak. arkanızda azrail'in nefes alıp verişini hissedebiliyorsunuz.. bi falsonuzu bekliyor.. ne kadar da heyecanlı. şimdi.. doğruca yürüyen merdivenlere binip, aheste aheste aşağı inin.

şaşırmayın - inerken yukarı katlardaki korkuluklara yaslanıp, sizin halinize gülenlere şaşırmayın. kendileri, altmışbeşinci boyutta yaşıyor olduklarından patlamadan etkilenmeyeceklerdir. siz önünüze bakıp inmeye devam edin.

konuşmayın - alt katlara indikçe yoğun gaz kokusunun, ciğerlerinize doğru dolduğunu hissedeceksiniz. konuştukça batarsınız, ben diyiviriyim. sonra vay ben zehirlendim, vay ben öldüm diye bana gelmeyin.

gülmeyin - her an ölebileceğiniz ihtimalini göz önünde bulundurun. hiçkimse gülen bi yüz ifadesiyle ölmek istemez değil mi? cevabınız evetse müteşekkir.

meraklanmayın - alışveriş merkezinin kapısının önünde patlamayı beklemeyin. zira kapısının önünde meraklı kalabalığı göreceksiniz. siz onlara uymayın. onlara bişi olmaz, size olur mazallah.

şimdilik bu kadar sayın okuyucu. başka bir patlama tehlikesinde, başka bir alışveriş merkezinde tekrar görüşmek üzere.. esen kalın. ucuz atlattık ellam.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
1 Ocak 2009 Perşembe 03:58 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
vakti zamanında, pireler barbar iken, develer tellak iken melankolikdeli mimlediydi. kendisine burdan çok teşkürlerimi sunarım. mimlenmeyi pek seviyom ben. bilog yazmanın ayrıcalıklarından biri olarak görüyom. aslında bi konu hakkında düşünceleri merak edilen bi yazara kurulan bi pusu olarakta nitelenebiliyormuş. bazı bilog yazarları ise bu mimleme olayında pek bi maricinaller maşşalah. mesela ben kimsenin mimine cevap vermiyom, ben maricinalim diye çıkanlar olabiliyor. sosyologlarımdan aldığım bilgilere göre bu davranış, yeni ergenlerde görülen tipik, maricinal olma ve kendini sürüden ayırma eğilimi olarak nitelenebilirmiş. ama zamanla bu insanlarda aslında sürüden ayrılamayacaklarının farkına varacaklarmış. vurmayın hemen, ben demiyom bunları.. sosyologlarım diyor.. yine konudan sapıttırdım galiba, konuya doğru döneyim.

mimi bu kadar geciktirmemin sebebi, ttnet'in internetimi kapamış olmasıydı zira yazıyla iki, sayıyla 2 gündür internete giremiyom. duyduğumuza göre bizim santralden bağlanan terbiyesiz birisi porno sitelere girmiş. dolayısıyla ttnet'te santrali 2 günlüğüne erişime kapamış. santrale gidip baktığımda kapısında bu santral mahkeme kararıyla erişime kapatılmıştır. yazıyordu. yani söylentiler, hagaten doğruymuş.

mimimin konusu, acaba ben görür müyüm? idi. ben biraz kendime göre değiştirdim konuyu ama esas itibariyle aynı.. ben göremem, torunlarım belki demek ne demek sayın okuyucu? sorarım saa.

  • kutumdan 500.000 yetele çıkacağını
  • noel babanın, babalara geleceğini
  • peru'dan adam çıkacağını
  • yataktayız diye bi yarışma programı olacağını
  • kızların teklif edeceğini
  • prison break'in mutlu sonla biteceğini
  • sayısal loto'dan bigün 4 8 15 16 23 42 sayılarının kazanacağını
  • türkiye'nin bigün hagaten gelişmiş ülkeler sınıfına dahil olacağını
gibi bi sürü ben göremem, torumlarım belki dediğim şey varmış. daha bi sürü yazardım ama yazarken ölüp kalmaktan korktum.

mim'i geç cevaplasam da burdan birilerine göndermek istioyrummm. kimi seçtim pikaçu dioyrumm ve hem maricinal, hem mim yanıtlamayı seven ve aynı zamanda bilog yazarı olan hülyakonar ve bendeniz ablalarıma gönderioyrumm. mim'in asıl başlığı "acaba ben görür müyüm?".. ona göre heee. hadi hörmetler sayın abim.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
29 Aralık 2008 Pazartesi 21:05 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
- amerika adına, Afganistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- amerika adına, Pakistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- amerika adına, Irak'ta katledilen siviller için özür diliyorum.

- israil adına, Filistin'de katledilen siviller için özür diliyorum.

- rusya adına, Çeçenistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- rusya adına, Gürcistan'da katledilen siviller için özür diliyorum.

- sırbistan adına, Bosna Hersek'te katledilen siviller için özür diliyorum.

- google'da çıkan 336.000 sonuç için özür diliyorum.

- diğer ülkeler adına, bu katliamlara seyirci kaldıkları için özür diliyorum.

- insanlık adına, uzaylılara verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum. aslında hiçte tahmin ettiğiniz gibi kötü varlıklar değiliz. yanlış anlamayın.

özür dilemek istedikten sonra, konu bulmak hiçte zor değilmiş meğer.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
28 Aralık 2008 Pazar 23:12 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
gerek internetten, gerek internet dışından yaptığım araştırmalar neticesinde yılbaşına girmeden önce yapmamız gerekenleri toparladım. isviçreli bilimadamlarına gönderip onaylattırdım. gayette onların yaptığı gibi bi araştırma olmuş.

bildiğiniz gibi veya bilmediğiniz gibi paparazideki katekullimi değiştirdim ve bundan sonra daha bilimsel yazılar yazmaya özen göstereceğim. daha bilimsel, daha itinalı ve daha dilbilgisi kuralları dahilinde yazılar olmaya çalışacak. cümlelere devrik son!

gelelim yeni yıla girmeden önce yapmamız gerekenlere;

heyecanlanın - insan oluşumuzun kaçınılmaz gereksinimlerinden biri de heyecanlanmaktır. yılbaşı için heyecanlanmaktan daha doğal birşey de olamaz. şimdi heyecanlanmanın tam zamanı!

hayal kurun - yeni yılın, yeni yeni fırsatlar getireceğini düşünün. bill gates'ten daha zengin olabilme ihtimaliniz üzerinde durun. hayallerle yaşıyor bazı ibneler diyenlere aldırmayın. unutmayın ki yeni yıl, yeni şans.

moralinizi bozmayın - yeni yılın girişiyle beraber zamlarda gelecek. bu tür şeyleri kafanıza takmayın. göte giren şemsiye açılmaz.

kendinizi yılbaşı gecesi için şimdiden hazırlayın - unutmayın sabahlara kadar dansöz oynatıp, eğleneceğiz. mükemmel bir yılbaşı gecesi olacak. şimdiden o muhteşem gecede ne giyeceğinize karar verin. sonra ortada kalmayın. başınızı yakmayın.

kırmızı donunuzu şimdiden alın - her yılbaşı olduğu gibi, bu senede yılbaşında kırmızı donlar in, kara donlar out. küresel krizin etkisiyle don piyasasında bir hareketlenme oldu. firmalar yeni yeni donlar çıkardılar. içlerinden biri mutlaka sizin don zevkinize hitap edecektir. şefin tavsiyesi, kırmızı darkwing duck donu.

yılbaşında kalacağınız oteli şimdiden ayarlamayı unutmayın - her ne kadar yılbaşlarında otel fiyatları astronomik rakamlara ulaşsa da, yılbaşını sevdiceğinizle bir otel odasında geçirmek çok keyifli olacaktır. kırmızı darkwing duck donunun işe yarayacağı yer burası.. evet.

piyango biletinizi almayı unutmayın - piyango biletleri hep yılbaşına 3 gün kala biter ve kara borsaya düşer. acele edin. biletlerinizi alırken, üçerli beşerli seriler şeklinde alın ki şansınız artsın. paranız varsa daha fazla alın ve karaborsaya düşürün. unutmayın! piyango çıkarsa karıyı boşayıp, dubai'ye kaçacayiz.

sitenize veya blogunuza kar efekti verin - her ne kadar gerçek karın yerini tutmasa da sitenizde böyle bir efekt acayip havalı duracaktır. hatta sitenize girdiğinizde, kar efektinize bakıp bakıp ay götüm dondu numarası bile yapabilirsiniz. çok eğlenceli olacaktır. mutlaka deneyin!

sitenize veya blogunuza, özgüven pompalayıcı yazılar yazın - mesela 2008 x'in yılı oldu ama 2009 benim sitenin yılı olacak gibi. olacağından değil lan işte, senede bi kereliğine kandırıver kendini ne olacak.

düdük önemli - yılbaşı gecesi öttüreceğiniz düdüğü şimdiden almayı unutmayın. haa bi de küçük ve aptal tanga var. pardon küçük ve aptal şapka.

nasıl girdiğiniz de önemli - yeni yıla nasıl girerseniz, o yıl öyle geçer. burası çok önemli zira koca seneyi hiç sevmediğiniz bi pozisyonda geçirebilme ihtimaliniz var. en sevdiğiniz pozisyon hangisi ise o pozisyona girin. böylece tüm sene boyunca zevkten dört köşe olabilirsiniz.

hediyeler alın, hediyeler verin - kriz var, hediye mi alınır demeyin. almazsanız daha fazla kriz olur. hem o kriz bizi teğet geçti. yani aslında böyle bir kriz yok. birilerini sevindirmek için yılbaşından iyi gün mü var allasen?

çam ağaçlarını sevin - çam ağaçlarını da yılda bir kere hatırlamak gerekiyor. alın, süsleyin, kenara koyun ve orda dursun.

son olarak hindilere kıymayın - hayvanları sevelim.

bu mesaja arkadaş listendeki herkesi davet et, çalınan resmin ve profiline bakanların listesi mesaj kutuna gelsin.

-bilimsel bilog saaabı hamdi
devamı »
Bu postada 21 bikbik kere edilmiş
02:23 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
bundan öncesinde çok paylaşımcı biri olduğumu söylediydim heralde. amcoğluna yaptırdığım bilog temasını da paylaştırmak istedim ve amcoğluma herbişeyini hazırlattırdım. inşallah eksik bişisi çıkar da, kendisine kafa göz dalmama vesile olur.

hamdi vizyonuyok grubu gururla sunar. evet malesef grup olduk, çünkü ben yapmadım temayı.. emeğe saygı.

bir erkek bilogunun özellikleri

  • beleştir.
  • blogger ile uyumlu ve seviyeli bir ilişkisi vardır.
  • firefox ile şahane çalışır.
  • feng-gui testinden başarıyla geçmiştir.
  • okuyucunun yazıya odaklanmasını sağlar.
  • gereksiz ayrıntılarla gözleri yormaz.
  • çogiyi fontlardan seçilmiştir.
  • kendinden twitter'lıdır.
  • denizin bu gibi sularından gelen buzla butonuna haizdir.
  • her insan bilogu gibi 9 deliklidir.
  • esasen heteroseksüel bir bilogtur.
  • homofobi, araknafobi, sosyal fobi gibi fobilerle işi olmazdır.
  • falandır filandır..
amcoğluma kalsa özellikleri saymakla bitmez.. bana kalsa altı üstü temadır. olsa niy olmasa niy lan? neyse emeğe saygı, terazine tıkladım.

Demo | Download

bu paylaşımı beğendiysen, terazime tıklayabilirsin. teraziye tıklamak demek buzlamak demek. buzlamak demek sağ alt köşedeki buzla yazan yire tıklamak demek. beğenmediysen tıklayamazsın. ayrıca istersen üye olduğun forumlardan bu paylaşımı paylaşabilirsin. istemezsen paylaşamazsın. bi de istersen aşağıya yorum yaparak, istediğini kaydırabilirsin. evet evet herşeyi yapabilirsin. nası olsa güç içinde. hadi goçum göreyim seni. emeğe saygı!
devamı »
Bu postada 39 bikbik kere edilmiş
27 Aralık 2008 Cumartesi 04:43 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
efenim antepian mimlemiş, sağolsun varolsun. ama keşke kolay sorsaymış. şindi facebok'ta yeni profiller keşfetmek için geçireceğim vaktimi buna harcamak zorundayım. kız tavlarkende yardımcı olabilirmiş bu teori. neyse bakam herşeyde var bişey.

konumuz maslow'un teorisi, namı diğer ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi imiş. antepian hacım üşenmemiş wikipedia neyse ona bakmış ve bu teorinin ne şekil bişey olduğunu yazmış. bende yazayım da unutmayayım;

Maslow teorisi veya İhtiyaçlar hiyerarşisi teorisi Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir.
Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha ‘üst ihtiyaçlar’ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için başat olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini sözkonusu etmektedir. Maslow’un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.
Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir: 1.Fizyolojik gereksinimler 2. Güvenlik gereksinimi 3. Ait olma
gereksinimi 4. Sevgi, sevecenlik gereksinimi 5. Saygınlık gereksinimi 6. Kendini gerçekleştirme gereksinimi
demek ki neymiş? maslow'a göre bireyler bi takım ihtiyaçlarını karşılamadan diğer takım ihtiyaçlarına geçemezlermiş. naağdar doğru naağdar yanlış bilemeyecem. konumuzda tam olarak bu değil zaten. esas konumuz, kendini gerçekleştirmiş olan insanların özelliklerine bakarak, kendimizi ne kadar gerçekleştirdiğimize bakmakmış.

haydi bakalım..

gerçekçi, yaratıcı, empatik ve doğaldırlar, ulaşılabilir hedef koyarlar.

son derece gerçekçiyim amma bi o kadar da yiyiciyim. yani yaratıcılıkmış filanmış hep hikaye. ben yirim arkadaş. birileri yapar ben kullanırım. bazı bazı empati yaptığım doğru olabilir amma ne kadar doğru yaptığımdan da şüphelerim var. kimse elimizden tutupta oolum bak empati dediğin böyle bişi, şöyle böyle yapılır demedi ki.. ama hayvan gibi doğalım bak lan. bunu doğru bilmiş maslow. ulaşılabilir hedef koyduğumda pek söylenemez. ulaşılamayan hedef bile koyamam ki ulaşılabileneni koyayım. hmm 5 te 2 olmuş. yani 2 puan

bağımsızdırlar ve özel yaşama önem verirler.

benim bağımsız olduğumu söyleyenin alnını karışlarım. kaç karış olduğunu hesapladıktan sonra da yetale hesabına çeviririm. sürü piskolojisini sapına kadar kabullenmiş bi adamım ulan ben. amma özel yaşama karşı ayrı bi sempatim var. kedi gibi bi yaşamdır kendileri. özel yaşam diye söylemiyom, çocuğum gibi severim. 2 de 1, yani 1 puan.

kültürün ve toplumun beklentileri doğrultusunda hareket etmezler.

ohoo kültürün ve toplumun beklentileri doğrultusunda hareket etmeyecem de neyin doğrultusunda hareket edecem ben? şeyimin doğrultusunda mı hareket edecem afedersin maslow? geç bu soruyu geç, yani herkese 100 bana 0 puan.

doruk yaşantıları vardır.

doruk yaşantı diyince aklım denizin buz gibi sularına gidivirdi. ama öyle değilmiş. tam olarak neymiş anlayamadım ama bana puan çıkmaz burdan. 0 puan.

az sayıda insanla çok derin ve anlamlı ilişkilere sahiptirler.

az sayıda insanla kastedilmek istenen azı kavrayamadım doğrusu. maslow'a göre az mı? bana göre az mı? bana göre az, ona göre çok olabilir. yada tam tersi olabilir. olmadı heralde.. bundan da 0 puan.

değerleri ve tutumları demokratiktir.

şindi bi kere değerler ve tutumlar demokratik olamaz. demokratik olan devletlerdir. kişiler nası demokratik olsun lan maslow? sana yanlış öğretmişler. 0 puan.

kendilerini olduğu gibi kabul edip severler.

hagaten doğru söylemiş ama burda. kendimim diye söylemiyom, acayip severim keratayı. 1 puan.

mizah anlayışları felsefi ve dostçadır.

hayatında felsefe dersi haricinde, hiç felsefe okumamış birinin mizah anlayışı nası felsefik olsun ki yhaa.. inoanmıyorum sana maslow yhaa.. ama dostluk kardeşlik dedin mi akan sular durur. emeğe saygı. 1 puan.

gereksiz kaygılar yaşamazlar.

bu cümlede ucu açık olmuş. bana göre gerekli bi kaygı, sana göre gereksiz olabilir. bana göre gereksiz kaygı, sana göre gerekli olabilir. ee netçez şimdi? ben nerden bileyim kaygılarımın gerekli mi gereksiz mi olduğunu? benim bildiğim geliştirilmiş bi kaygı standardı yok ama bi araştırayım bakayım google'dan filan.. 0 puan.

başkalarını olduğu gibi kabul edip severler.

başkalarını olduğu gibi de severim, olmadığı gibi de. gel demiş ne olursan ol gel. negzel demiş. 1 puan.

probleme değil çözüme odaklıdırlar.

olmadı işte. negzel bildiydim önceki soruyu.. ben poroblemi anlamadan çözüme filan odaklanamam arkadaş. önce poroblem. 0 puan.

amaçlarla araçları ayırt ederler.

bu da olmadı bak şimdi. amaç, araç hep birbirine sokarım ben. karışır gider. 0 puan.

bitti?

toplamda 6 puan almışım. hemen aşağıdan bakalım puanımıza ne çıkmış..

5-7 puan arası: kendinizi gerçekleştirme yolunda emin adımlarla yürüyorsunuz. moralinizi bozmayın. herkes kendini gerçekleştirmiş olarak doğmuyor. kendinize güvenin. arkadaşlarınıza, size özgüven pompalamaları için ricada bulunun. kendinizi gerçekleştirmek hiçte zor değil. puan alamadığınız sorular üzerine yoğunlaşarak kendinizi en kısa sürede gerçekleştirebilirsiniz. ayrıca size üç vakte kadar dört. neyse haliniz o çıksın kendiniz.

sonuç olarak, off kendimi gerçekleştirememişim meğersem. istediğim sorudan başlasaydım belki daha çok puan alırdım lan.

neyse bundan önceki mimi acemiliğimden kimseye mimleyemediydim. şimdi intikam zamanı.. kimi seçtim pikaçu diyorum veee şu sıralar pek statik gördüğüm ayrodinamik yar ve tamkarışık bi de şu an askerde olan halamın oğluna ve almanya'daki amcamlara gitsin. hadi eyi günler.
devamı »
Bu postada 5 bikbik kere edilmiş
25 Aralık 2008 Perşembe 18:15 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
bi kaç bilog da okuduktan sonra, bu noel babaya karşı acayip kaydırasım geldi. meğer bunun her bi şeyi yalan dolanmış. o kadar güvenmiştik ki lan sana!

yıllarca gözümüz yollarda oyuncak çantanla baca deliğinden fırtlayıp hohoho demeni bekledik.. geyik seslerine hasret kaldık.. umudumuzu kaybetmedik.. bigün fırtlayacak, bigün gelecek dedik. koca adam dedik. sakalı bile var dedik. o sakallara sahip olan biri mutlaka fırtlar dedik. babacan adamdır dedik. çocukları sever, kollar, hediyeler dağıtır dedik. belki sadece oyuncak vermekle kalmaz, geyik arabasına bindirip bi iki tur attırır dedik. kırmızılım sana yandı canım dedik.. kaç yıl geçti amnaski?

hesap ver noel baba!! nası bi babasın ulan sen? sakalından utan oolum. onca çocuğu kandırmaya hiç utanmadın mı? hiç yüzün kızarmadı mı? ayıp değil mi lan..

belki seninde suçun günahın yok. ölmüş adamsın sonuçta amma kim çıkardı lan bu noel baba muhabbetini? kim soktu körpecik akıllarımıza bu adamın hediye getireceğini? kimin kültürünün bize tezahürü bu?

neyse lan, ölmüş adama bu kadar yüklenilmez. ben zaten hiç hediyesini filan beklemediydim. koçaklayasım gelmiş birdenbire.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş
02:42 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , olarak fişlendi.
okey, tavla falan filan gibi demode oyunları sıralayacağımı düşünüyorsanız yanılırsınız. yeri geldiğinde gaave'ye de giderim amma bilgisayar oyunlarını da ihmal etmem haddı zatında.

herkeşe tavsiye ederim birbirinden güzel oyunlardan bahsedecem. hamdi ne anlarmış oyundan demeyin. senelerimi verdim ben bu oyunlara.. isterim ki herkes versin. herkeş karakter açsın, aga party pls desin, item toplasın, dupe yapsın, küfür etsin, eğlensin.. lafı fazlaca uzatmaya doğru saçmalamaya başladığımın farkındayım. oyunlarımıza geçelim.

oyunlarımıza geçmeden önce bu oyunların herbirinin ortak özelliğinden bahsetmek isterim. bu oyunlar online olarak oynanan yani internete bağlanıpta oynanan türden oyunlar.. oyunlarda kendinize ait bi hayvan seçip geliştirirsiniz. level atlatırsınız, ecnebicesi item olan eşyalarla donatırsınız. en güçlü hayvan benim hayvan mottosuylan yerleri gökleri inletmeye çalışırsınız. bu kadar bilgi şimdilik yeter. oynadıkça sizde anlayacaksınız ki, naaağğdar karışık naaağğdar gözel oyunlarmış. ne zaman yeni bişeyini öğrenseniz, amerika'yı yeniden keşfetmiş kadar sevineceksiniz. şimdiden söyleyeyimde sonradan bu kadar şaşırabildiğinize şaşırmayın.


hamdi vizyonuyok alemin en güzel oyunlarını sunmaktan kıvanç duyar. bazen kıvançta bizi duyar amma karıştırmayın gari..


knight online - halk arasında naytonlayn diye bilinir. yurdum internet gaavelerinde oynanan en yaygın oyundur. hatta gaave'lerde premium muydu neydi paralı üyeliklerinden bile satılabilecek kadar yaygın ve genel kabul görmüş bi oyundur. grafikleri çok afedersiniz biskime benzemez ama biz çok severekten oynadık bu oyunu. belki de yokluktandı bilemedim şimdi ama süper oyundu. hele bi upgrade mevzu var ki günlerce gecelerce gafa yorduk. sonunda bi numarası olmadığını anladık. tamamen şansmış.

bunların sitelerinde bi listesi vardı. iyi hatırlarım o listeyi alaşağı edecem diye yapmadığımı komadıydım. listenin başınada benim hayvanın adını yazdırdım sonunda vesselam. o an anladım ki hayat ne tuhaf. şimdi naapcaz lan? dedim kendi kendime ve oyunda evlenip mutlu mesut bir hayat geçirmeye karar verdim. ama ilkel ve boktan bi oyun olduğundan olacak ki evlilik müessesesini koymamışlar. bende başlarım böyle oyuna dedim ve sattım hayvanımı.. evet evet sattım. bildiğin yetale hesabı. çok büyük bi sektör bu aslında. gittigidiyor'dan bi aratın bakalım knight online diye ne göreceksiniz. zenginseniz bu oyunda yapamayacağınız şey yok. ego mego hepisini parasını basaraktan tatmin edebilirsiniz. ama üzülmeyin, zengin değilsenizde ego mego tatmin edersiniz. her türlü çakallık mevcut. velhasılı kelam yine fazla uzattım, negzel bi oyun bu.. mutlaka deneyin. (unutmadan söyleyeyim; bu oyunu oynayan bi sürü çocuk var. çocuk dediğime göre 15 yaşından küçük olduklarını rahatlıkla anlayabildiniz sanırım. dolayısıyla ana avrat küfredilme olasılığınız yüksek bi oyun. teykitiyzi derdi perulu arkadaşlarım. ondan işte.)

world of warcraft - halk arasında wow diye bilinir. mmorpg oyunlarında nirvanaya ulaştığınızın göstergemsi bi oyundur. bu oyunu bi kere oynadıktan sonra diğer oyunlara hıh demekten kendinizi alamazsınız. accayip imba bi oyundur lan işte..

şindi bu oyuna başlaması bile bi mesele aslında. taa ordan gönülleri fethediyor. hayvan seçiminde bile kafa bi milyon olur. yanlış hayvan tercihi sonucunda 70-80 levellerden dönüp, huzur içinde oynayabileceğiniz hayvan arayışlarına girebilirsiniz. hayvan dediysek, oynadığınız karakter işte canım. naaağğdar geniş bi oyun olduğunu burdan anlayıvirin gari.. bi sürü sitesi bi sürü boku boyası vardır. hem oyun oynarsınız, hem genel kültürünüz artar. oyunu öğrenmek için bi sürü bişiler okumanız lazım gelir ve okuma alışkanlığı kazandırır. böyle nimetleri çok bu oyunun. oynadıkça faydalanırsınız.

tabi bu kadar geniş bi oyun olduğundan beleşe oynayabileceğiniz bi oyun değildir. her ay parasını verirsiniz, yeni peçi çıktığında diyenarların kapılarında kuyruğa girersiniz, her peçe üçyüsbeşyüs yetale yatırırsınız filan.. çok meşakkatli olduğu kadar, parasının hakkını veren bi oyundur. benim gibi işi gücü olmayan bi adam olursanız, üç ay boyunca hergün 18 saat oynayabilir, yemek yemeyi unutabilir, rejim yapabilirsiniz. evet evet keşke şişman olsaydım bak. naaağğdar kilo vermiştim lan şimdiye.. gerçi yine verdim ama işte öyle acayip bağlayıcı bi oyun bu. hatta ne iş görün yavrım diyenlere wow üzerine yüksek ihtisas yapıyom diyze diyip acayip havalanabilirsiniz..

asla ve katta oynadığınız süre boşa gitmez. sürekli bişeyler öğrenirsiniz.. ama bu öğrendikleriniz gerçek hayatta işinize yaramayabilir. onunçün devamlı oynanması gereken bi oyundur. ben devam edemedim ve edindiğim bilgiler bi yerlerimde patladı. oyunda bi hatuna aşık olduydum ama hatun bana aşık olmadıydı. bi gün yanına gittim, dedim lan sylvanas, durumlar beyle beyle.. var mısın yok musun dedim. cevap bile vermedi. bende bıraktım. şimdilerde nerde wow deseler, aklıma leydi sylvanasım gelir.

neyse doğru dürüst anlatamadım bile wow'u ama mutlaka oynayın oynattırın. on üzerinden çogiyi yanee.

5 oyun diye yazdıydım ama wow'u anlattıktan sonra öbürlerinden bahsedesim gelmedi. piyasada silkroad, cabal online, ragnarok online ve bilumum dandik mmorpg oyunu mevcut. keşke naytonlayndan önce wow'u yazsaydım bak, onu da yazmaya gerek kalmazdı. hadi görüşürük.
devamı »
Bu postada 19 bikbik kere edilmiş
17 Aralık 2008 Çarşamba 20:28 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , olarak fişlendi.
teknoim mimlemiş.. twitır'dan da haber salmış. mimlendiğimi görünce bi an korksam da, sonradan mimlenmenin ne demek olduğunu anladım ve rahatladım. meğer bi konumuz varmış ve bu konu hakkında fikir beyan edecekmişiz. sobeler gibim.

konumuz, özür dileyen ve özür bekleyen insanlar.

ben basit düşünmeyi pek severim. dallandırmadan budaklandırmadan.. tabi, bi soru bi cevap gitmek vazgeçilmezim.

özür niye dilenir?

benim bildiğim gezegende, insanlar hata yaparlarsa veya yaptıkları şeyin hata olduğunu düşünürlerse özür dilerler. eğer hata yapmadılarsa veya yaptıklarının hata olduğunu düşünmüyorlarsa özür dilemezler. tabi bunlar normal şartlar altında ve aklı selim insanların sergilediği türden davranışlar olsa gerek. sosyologlarıma bi sorayım yine de. belki yanlış biliyorumdur.

durduk yerden özür dilenir mi?

yine benim bildiğim gezegende, durduk yerden kimse kimseden özür dilemez. ama birileri yapmadığı birşeyi kabullenmişse durumlar değişir. pardon diye bir film vardı. serbest çağrışım filan oldum yine sanırım.

insanlar, yapmadıkları bir hatayı neden kabullensinler?

kendilerini, ait oldukları toplumdan soyutlamış, geçmişini unutmuş, yozlaşmış olabilirler. dolayısıyla aslında olmayan hatayı, kendi hataları olarak görmedikleri için rahatlıkla içinde bulundukları toplumun diğer bireyleri adına kabul etmişlerdir. bu kabullenmenin arkasında da birden çok sebep olabilir.

şimdi konuma döneyim.. birileri yapılmayan, olmamış bir hatayı kabullenip özür diliyor. bu birileri, kendilerine aydın diyen kesimden.. esas itibariyle, bir zamanların mandacılık/himayecilik fikirlerini savunan sözde aydınlardan hiçbir farkları yok. kendilerini düşün adamı olarak kabul eden bu kesimin özür dileyerek neyi amaçladığını anlayabilmekte zor..

olayın hukuki boyutu da var tabii ki. hukuk danışmanlarımdan öğrendiğime göre; sözde ermeni soykırımındaki sözde kısmını kullanmamak dahi suç olduğuna göre, böyle bir oluşuma destek vererek, olmayan birşeyi kabullenip üstüne özür dilemekte suç olsa gerek. ama bu aydınlara birşey olmaz tabii ki..

bir de özür bekleyen kesimimiz var. etkiye tepki gibi açılmış bir site. bu siteninde amaç kısmı pek garip;

buradaki amaç ise diğer görüşü benimsemiş insanların sözlerinde ne kadar samimi olduğunu görmektir. eğer ermenilerden, geçmişte yaşanan olaylardan ötürü özür dilenecekse, neden Türkler de özür beklemesin?
bunlarda yapılmamış birşey için özür dilenmesini kabullenmişler de, aynı şekilde özür bekliyorlarmış gibi birşey yazmışlar. yani özür dileyenlerin yaptığı şey sanki çok normal birşey.. ben anlamadım hangisi türk hangisi yabancı? ama eğer bir tercih yapmam gerekiyorsa, ben özür bekleyen taraftayım.

muhtemelen, bu siteleri açan kişi veya kişiler aynı şirketin mensuplarıdır ve kamuoyu yoklaması yapıyorlardır.. veya bizi birşeylere hazırlıyorlar. veya ortamı yumuşatıyorlar.. bilemedim şimdi..

bu mimleme olaylarında paslaşmak adettenmiş. bende kimi seçtim pikaçu diyeyim ve seçemeyeyim. bi sürü pikaçu olunca seçmesi de zor oluyor. eğer bu mimi isteyen olursa yorum olaraktan yazsın. ben izin verdikten sonra da gönül rahatlığıylada yazısını yazsın. teşkürler.
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş