26 Mart 2018 Pazartesi 18:32 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
alanında uzmanlaşmış, prezentabıl ve takım çalışmasına yatkın bir profesyonel olarak, ingiltere'nin küçük ama samimi köylerinden ockham'da dünyaya gelen ockhamlı william'ın en belirgin özelliği; bir anda herşeyi kestirip atmasıydı. fevri, gözüpek ve sabırsız bir delikanlıydı. daha küçük yaşlardan kestirip atma sanatında katettiği mesafe; kestirip atma  otoritelerinin dikkatinden kaçmıyor, büyüyünce usturuplu bir william olacağı konuşuluyordu.

ockhamlı william'ın hayat düsturu; herşeyi basite indirgeyip, karışık olan seçeneklerin elimine edilmesine dayanıyordu. kafa karışıklığına sebep olan ayrıntıları hunharca doğruyor, en doğruya en basit şekilde ulaşmanın dayanılmaz hafifliğiyle hayatına devam ediyordu.

"nesneler gereksiz yere çoğaltılmamalıdır" diyordu koca yürekli wilyım. hatta bazen gereksizse söndür diyor, bazen de "yüz verdik eşşeğe, geldi sıçtı döşşeğe" türünden anlamsız ama şirin aforizmalar patlatıyordu. hayata dair küçük dokunuşların hastasıydı.

ama tutumluluk ilkesi yada basite indirgeme ockhamlı william'ın icat ettiği birşey değil, bilakis basitlik ilkesi aristo ve niceleri tarafından dile getirilmiş bir konuydu. okkalı wilyımın özelliği bunu hayat düsturu haline getirip, çalışmalarında sıklıkla kullanmış olmasına dayanıyor.

ontoloji, epistemoloji, teoloji, metafizik, mantık, etik ve politik teoriyle ilgilenmiş okkalı wilyım.
  • metafizikte nominalizmin yılmak bilmez neferi,
  • ontolojide aristocu ontolojinin geliştiricisi, 
  • epistemolojide iflah olmaz bir realist empirizm savunucusu, 
  • teolojide yaradanın varlığının akıl yoluyla elde edilen bilgilerle değil de yalnızca iman ederek anlaşılabileceğine inanan bir fideist
  • politik teori alanında insan hakları, kilise-şehir yönetiminin birbirinden ayrılması ve düşünce özgürlüğü alanlarında çalışmalar yapmış bir düşün adamı
yani kısaca okkalı bir wilyım.

bu yazıyı da ilber hoca klasiklerinden aman canım banane sanki okkamın usturasından diyerek bitiriyorum. esenlen kalın.

kaynak yine tabii ki götüm.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
16 Mart 2018 Cuma 03:20 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
simurg bilindiği kadarıyla iran efsanelerinde adı geçen bir kuş.  bilinen diğer adları simurg anka, zümrüdü anka.. yunan mitolojisinde de phoenix.. feriduddin attar'dan tutun, şeyh edebali'nin osman bey'e nasihatine kadar birçok yazılı eserde kendine yer bulmuş bir efsane. efsane olmasına efsane ama tasavvufta da yer edinmiş, mecazi anlamlara sahip bir anlatı.

gerçek yolculuğu anlatır simurg. insanın kendi içinde yaptığı yolculuğu.. küllerinden yeniden doğmanın hikayesidir.

insanın özüne ulaşmaya çalıştığı yolculukta çıkan engelleri tasvir eder. hem benlikten hiçliğe uzanan yolculuktur, hem hiçlikten benliğe geri dönüştür..

feridüddin attar'ın mantıku't-tayr isimli eserinde şöyle anlatılır;
“…günlerden bir gün, dünyadaki bütün kuşlar bir araya gelirler. toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri vardır. amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmektir.

hüthüt söze başlar ve hz.süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların simurg adında bir padişahları olduğunu söyler. ama, hiç bir kuşun haberlerinin olmadığını, herkesin padişahının daima simurg olduğunu belirtir. ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatır. simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşerler. kuşların hepsi de simurg’un sözü üzerine yola revan olurlar…

ama, yol çok uzun ve menzil uzak olduğundan; kuşlar yorulup hastalanırlar. hepsi de, simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varınca “kendilerince geçerli çeşitli mazeretler söylemeye” başlarlar. çünkü, kuşların gönüllerinde yatan asıl hedefleri çok daha basit ve dünyevî’dir (!) örnek olarak, bülbülün isteği gül; dudu kuşunun arzuladığı abıhayat; tavuskuşunun amacı cennet; kazın mazereti su; kekliğin aradığı mücevher; hümânın nefsi kibir ve gurur; doğanın sevdası mevki ve iktidar; üveykin ihtirası deniz; puhu kuşunun aradığı viranelerdeki define; kuyruksalanın mazereti zaafiyeti dolayısıyla aradığı kuyudaki yûsuf; bütün diğerlerinin de başka başka özür ve bahanelerdir.

bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar verir. simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatır.

hüthüt söz alır ve şunları söyler. söyledikleri, ayna ve gönül açısından ilginçtir:

simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu? simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür. simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatımız kalmadı. onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil. o, yüce lûtfuyla bir ayna icad etti. o ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!

hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde simurg’u aramak için yola koyulurlar.
ama, yol, yine uzun ve zahmetli, menzil uzaktır…

yolda hastalanan veya bitkin düşen kuşlar çeşitli bahaneler, mazeretler ileri sürerler. bunların arasında, nefsanî arzular, servet istekleri, ayrıldığı köşkünü özlemesi, geride bıraktığı sevgilisinin hasretine dayanamamak, ölüm korkusu, ümitsizlik, şeriat korkusu, pislik endişesi, himmet, vefa, küskünlük, kibir, ferahlık arzusu, kararsızlık, hediye götürmek dileği gibi hususlarla; bir kuşun sorduğu “daha ne kadar yol gidileceği” sorusu vardır.

hüthüt hepsine, bıkıp usanmadan tatminkâr cevaplar verir ve daha önlerinde aşmaları gereken “yedi vadi” bulunduğunu söyler. ancak, bu “yedi vadi”yi aştıktan sonra simurg’a ulaşabileceklerdir. hüthütün söylediği, “yedi vadi” şunlardır.

vadiler merhaleler
1. vadi istek
2. vadi aşk
3. vadi marifet
4. vadi istiğna
5. vadi vahdet
6. vadi hayret
7. vadi yokluk (fena)

bekâ kuşlar gayrete gelip tekrar yola düşerler…

ama, pek çoğu, ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolur, ya aç susuz can verir, ya yollarda kaybolur, ya denizlerde boğulur, ya yüce dağların tepesinde can verir, ya güneşten kavrulur, ya vahşi hayvanlara yem olur, ya ağır hastalıklarla geride kalır, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılır.

bu sayılan engellerin hepsi de hakikât yolundaki zulmet ve nur hicaplarıdır.
bu hicaplardan sadece otuz kuş geçer.

bütün vadileri aşarak menzil-i maksudlarına yorgun ve bitkin bir halde uzanan bu kuşlar, rastladıkları kişiye kendilerine padişah yapmak için aradıkları simurg’u sorarlar.

simurg tarafından bir görevli gelir…

görevli, otuz kuşun ayrı ayrı hepsine birer yazı verip okumalarını ister. yazılarda, otuz kuşun yolculuk sırasında birer birer başlarına gelenler ve bütün yaptıkları yazılıdır.

bu sırada, simurg tecelli eder…

fakat, otuz kuş, tecelli edenin (!) bizzat kendileri olduğunu; yani, simurg’un mânâ bakımından otuz kuştan ibaret olduklarını görüp şaşırırlar.

çünkü, kendilerini simurg olarak görmüşlerdir.

kuşlar simurg, simurg da kuşlardır.

bu sırada simurg’dan ses gelir:

“siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. daha fazla veya daha az gelseydiniz o kadar görünürdünüz. çünkü, burası bir aynadır!”

hasılı, otuz kuş, simurg’un kendileri olduğunu anlayınca; artık, ortada, ne yolcu kalır, ne yol, ne de kılavuz...

çünkü, hepsi bir’dir.

aynı, aşıkla, maşukun aşkta; habible, mahbubun muhabbette; sacidle, mescudun secdede; bir olması gibi...

aradan zaman geçer, “fenâda kaybolan kuşlar yeniden bekâya dönüp”, yokluktan varlığa ererler…
kaynak
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
14 Mart 2018 Çarşamba 00:32 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
hayvan gibi şi'yabmayacağınızı bilsem hayvanlar gibi düşünmek isterdim. pervasızca.. doya doya.. kana kana düşünmek.. ama hayvan gibi şi'yabıyosunuz yhaa. bende bırakıyorum düşünmeyi. eskimo modundayım uzun süreden beri. eskimoya sormuşlar "ne düşünüyosun?" diye. "ben düşünmem, evde balık var." demiş. bunun bi de kurtlu versiyonu var ama buraya yazıpta zayi etmek istemiyorum.

efenim, konumuz hayvanlar gibi düşünmek. hayvanlar gibi düşünebilen bi hayvanlar var sanıyordum ama mesele öyle değilmiş. hayvan gibi düşünebilen insanlar varmış. bu tür insanlara yakıştırdığımız tanım da "otistik".

otizm kelimesini literatüre kazandıran isim eugen bleuler ama konumuz bu değil şimdilik. bir başka yazıda kendisine yer vermeyi düşünüyorum. eugen otizm kelimesini eski yunandaki "autos" kelimesinden türetiyor. eski yunandaki autosun karşılığıda kendi hayal dünyasında yaşayan gibi birşey. yani fantazileri gerçeklerin üzerine çıkmış kimse gibi. pek tabi yanlış anlamış da olabilirim, götümden uyduruyor da olabilirim. eugen otizmi, şizofreni öncesi görülen temel semptomlardan biri olarak tanımlamış. yani eugen'e göre şizofreninin ön şartı otistik olmak.

buraya kadar herşey tamam. otizm bir hastalık. şizofreni öncesi görülüyor ve otistik olanların şizofreniye doğru gitme ihtimali var. ama işler öyle değil sayın abim.

ilim ile bilimdeki bağzı gelişmeler ve otizmin yakından incelenmesi sonucunda otizmin rahatsızlık olmadığı bile söylenebilir. buna kanıtım da temple grandin. evet. belgelerle geldim yine. araştırmacı kişiliğimin zirvelerindeyim.. bi ara düşüp tekrar çıkıcam.

temple grandin, şu an 70 yaşında ve ömrünü hayvan bilimine adamış bir profesör. hayvanların nasıl davrandığını ve dünyayı nasıl tanımladıklarını çogiyi anlayabilmiş. nasıl mı? kendisi de aynı şekilde algılıyor. çünkü temple doğuştan beri otistik.. otistikten profesör olur mu canım hiç demeyin. bizim memlekette olmaz. ama olunabilen yerler var. çarpılırsınız.. ben bile düzeltemem vallahi..

temple, otistik insanların davranışları ve dünyayı algılama biçimleri hakkında bize önemli bilgiler veriyor. otistiklerin dünyayı görsel olarak algıladıklarını söylüyor ve hayvanlarında aynı şekilde algıladıklarını düşünüyor. hayvanların dünyayı algılama şeklini bildiği için hayvanlarla arası çogiyi. insanları çözememiş. pek çok akademik makalede imzası var. toplum tarafından bir zamanlar itilmiş olsa da sonradan kabul görmüş, saygıdeğer bir kişilik.

hatta temple'ın insanlığa hediye ettiği bir icadı da var. kucaklama makinası.

her kaynağın altına linkini gömdüm ama yazıyı okumaya üşenen veya daha fazlasını izleyerek öğrenmek isteyen olursa diye filminin linkini de veriyorum.

yine teoriyle pratiği birleştirememenin burukluğuyla papuy.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
5 Mart 2018 Pazartesi 00:47 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
ilkokulda başarılı bir öğrenci olan pareto'ya bir gün hocası pareto demiş ki "senin adın pareto, benim adım da pareto. bu iş böyle olmaz. bundan sonra senin adın vilfredo federico damaso pareto olsun.". o gün bugündür pareto; vilfredo federico damaso pareto olarak anılır. şaka lan şaka. dedelerinin ismini vermişler işte. vilfredo dedesinin dedesinin dedesi, federico dedesinin dedesi, damaso da dedesi. e-devletten soyağacı alıp her bir dedenin ismini koymuşlar.

pareto ilginç bi adammış. tarihe ismini yazdıran pek çok insan gibi çok yönlü bi kişilik. babası inşaat mühendisiymiş. şaka yapmıyorum bu kısımda, gerçekten inşaat mühendisi. pareto'da babam gibi müyendiz olacam ben büyüyünce diye düşünmüş olacak ki, inşaat mühendisliği yapmış ilk zamanlarda. kırklı yaşlarına kadar da devam etmiş inşaatlarda çalışmaya. sonra hayatta inşaat ve paradan daha önemli şeyler olduğunu düşünmüş ve basmış istifayı.

evet, kırklı yaşlar demiştik. kırklı yaşların ortalarında bir sosyal bilim dalı olan ekonomi(iktisat) alanında boy göstermeye başlamış. bu yaştan sonra elimden bişey gelmez ki hacı, bi bildiğim inşaat var dememiş. ilk zamanlar ateşli bir klasik liberalizm savunucusuymuş. sonra bakmış sadece klasik liberalizmle ilgilenince kızlar teklif etmiyo.. sosyoloji alanında boy göstermiş.. politikayla ilgilenmiş.. işin felsefesine de gireyim diyip, felsefe de yapmış. ilginç bi kişilik dedim ya başta. öyle.

pareto'nun insanlığa en büyük katkısı pareto prensibi. nam-ı diğer 80/20 kuralı.

bir gün, italya'daki toplam mal varlığının %80'inin; toplumun %20'sine ait olduğunu farkediyor.

sonra çalıştığı yerde yapılan toplam işin %80'ini; çalışanların %20'lik kısmının yaptığını görüyor.

sonra üzerinde çalıştığı işin %80'lik kısmını; toplamda harcadığı enerjinin %20'si ile yaptığını görüyor. ve kalan %80'lik kısım yerine; en verimli %20'lik kısmı tespit edip, o kısma yoğunlaşırsak %80 daha az yorulmuş oluruz diyor. beyin bedava.

hayatını verimlilik üzerine harcamış bir müyendiz kafası. olabildiğince az çalışıp, alabildiğine verimli olmayı hedeflemiş pareto. vel hasılı kelam tembelin önde gideni(!).

özetinin özeti de şu; bir iş yaparken mal gibi gereksiz ayrıntılarda boğulacağına, işin en gerekli yerine odaklan. ne sen yorul, ne ben yorulayım.. arta kalan zamanınla da başka işler yap. böylelikle daha az zamanda daha çok iş yapabilirsin.

kaynak götüm.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
6 Ocak 2014 Pazartesi 03:57 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
temsil kelimesi sayıyla (6) yazıyla altı harften oluşuyor olmasına rağmen hem sayı ile ifade ediliş şekli, hem de yazı ile ifade ediliş şeklinden çok çok daha fazlasını muhteviyatında barındıran bir kelime. matematiksel olarak; 6 kilodan ağır ama 6 tondan hafif olduğu yönünde genel bir kanı bulunmasına rağmen bağzı matematikçilerce 6 tondan ağır olabildiği zamanlarında olabildiği iddia edilmektedir. basit olarak ifade etmek gerekirse; hızlı değil ama çabuk çabuk gibi.

temsilin en temel özelliği; kartopu etkisine sahip olması. çocuk yaşlarda başlayan temsil, ölene kadar çoğalarak büyüyor. engel olamıyoruz efendim diyecektim tam ama buna bi son vermek kendi elimizde. kaşınırsak büyüyor ama iyi bi çocuk olursak belki şirinleri biz de görebiliriz.

saçma sapan konuşma yahu ufacık çocuğun ne temsili olabilir ki? demeyin. ayıp edersiniz. kaynaklarım var ve merak edenlere gösterebilirim..

her çocuk öncelikle ve ilk olarak ailesini temsil eder. okula gidene kadar üzerinde sadece aile temsili vardır ama farkında değildir. sonra ilkokulu bitirir, bitirdiği okulu temsil eder. sonra ortaokulu bitirir, orayı da temsil eder. sonra liseyi bitirir, orayı da temsil eder. sonra üniversiteyi bitirir, orayı da temsil eder. sonra işe girer, kurumunu temsil eder. sonra evlenir, yeni ailesini de temsil eder. dini inancını da temsil eder. bağlı bulunduğu ideolojik görüşü de temsil eder. üniversitedeyken rahat durmayıp kulüplere girdiyse orayı da temsil eder. iş hayatında rahat durmayıp bi yerlere bağlandıysa orayı da temsil eder. ama birinin temsili başlarken, diğerinin temsili son bulmaz. aslında tüm bu temsillerin ağırlığı artarak artar. kaşındıkça artar. rahat durmazsanız artar.

aslında konu çok geniş ve gerek doğa bilimleri gerekse de beşeri bilimler ile bağlantısını çok rahat kurabilirim ama yine çok sıkıldım yaa. zaten bi sonuca bağlamak için yazmadıydım, aklıma gelmişken yazayım dedim. hiç aklıma gelmemiş olsa bu kadar aklımda kalmayacakmış. esenle kalın. papuy
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
14 Aralık 2013 Cumartesi 01:14 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
iletişim, iletmek fiilinden türetilmiş bir kelime. iletmek kelimesi aktarmak, ulaştırmak, nakletmek anlamlarına geliyor. sonundaki -işim de bu işin karşılıklı olduğu manasına geliyor. iletken kelimesi de aynı kökenden geliyor. yani hepimiz iletkeniz aslında. panik yapmayın.

sadece iletmekle bitmiyor ama sayın abim. iletilen şeyin hem alıcı hem de verici tarafından anlaşılabildiği bir ortam olmazsa olmazlarımızdan.. duvara istediğimiz kadar sövelim, duvara anlatmakla aynı şey bi yerde..

bildiğimiz (bilmesek bile azıcık tahmin edebildiğimiz) kadarıyla insanların çevreyle iletişime geçebilmesine olanak tanıyan görsel, işitsel ve dokunsal olmak üzere 3 yol var. formülize etmek gerekirse;

g + i + d = iletişim
g + i = iletişim
g+ d = iletişim
i + d = iletişim
g = iletişim
i = iletişim
d = iletişim

amaan sana kalsa herşey iletişim demeyin. belki değildir ya hallalla.. neyse tüm duyuları kullanarak iletişime geçebildiğimiz gibi(mesela segx), sadece birini kullanarakta iletişime geçmemiz mümkün. gözlerinizi kapatın ve kulaklarınızı tıkayın. sonra etrafa dokunun.. yada kıçınızın üstünde kaykılın hafızlar. oluyo dimi?

şimdi kendi adımıza küçük ama insanlık adına büyük bir atalım ve en etkili iletişim yönteminden en etkisiz iletişim yöntemine doğru sıralayalım;

(g + i + d) > (g + i) veya (g+ d) veya (i + d) > (g) veya (i) veya (d)

görüldüğü gibi en etkilisi yine üçü bir arada çıktı. ikisi bir aradalar burun farkıyla ikinci, tek şekerliler de üçüncü oldu.

hüff amma saçmalamışım be. altı üstü otobüs yolculuğumdan bahsedecektim. efendim bugün yine A noktasından B noktasına doğru 100 km ortalama hızla gidiyoruz. derken mola verdik. yolculardan yaşını başını almış kelli felli bir amcamız gitmiş cips almış molada. çıkardı yolculuğun ortasında hatır hutur kemirmeye başladı. daha sonraki durduğumuz yerde bu sefer 3-5 yolcu daha cips almış. çıkardılar yine yolculuğun ortasında hatır hutur kemirmeye başladılar. virüs misali yayıldıkça yayıldılar, çoğaldıkça çoğaldılar. canları çekmiştir de ondan almışlardır diyebilirsiniz belki ama öyle bi yiyiş yok dünyada be yavrularım. o sesler aklıma geldikçe midem bulanıyor hala.. televizyon programlarının arasına gömmüşler cipsli subliminalleri.. her izleyen cips almaya koşturuyor..

teorikle uygulamayı yine birleştirememenin burukluğuyla papuy.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
15 Kasım 2013 Cuma 00:19 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
canınız mı sıkılıyor? hayat çok mu anlamsızlaştı birden? monotonluğun bu kadarı da fazla ama değil mi? dışarıda ne kadar da kötü bir hava var, insanın içi daralıyor yahu!? off yine erken kalkıp işe gitmek zorunda mısınız? ay sanki hergün aynı şeyleri yapıyomuşuz gibi oluyor şekerim? dejavunun bu kadarı da fazla ama?! tüm bu rutin saçmalıklardan bunaldınız mığ? yeter artık yiteeeeeğğğğrrr!!!

üzülmeyin sayın ahalilerim. herşeyin bir çözümü var elbet. bu yazımızda da sizlere sadece 2 adımda sıkıntılarınızla baş etme tekniklerini öğreteceğim. uygulamalı olarakta göstermek isterdim lakin çoh yoğunum şu sıralar. anca kendime yetebiliyorum.

hamdi vizyonuyok terapi akademisi kimseye ihtiyaç duymadan can sıkıntısıyla başa çıkma tekniklerini sunmaktan gurur duyar.

götünüzü parmaklayın - çok kaba bir tabir olduğunun farkındayım ama tıpta ayıp olmaz sayın sıkılmatikler. utanmadan çekinmeden parmaklayabilirsiniz yağne. şüphesiz ki can sıkıntısıdan kurtulmanın tek yolu uygun açı ile uygun yeri parmaklamaktan geçer. farklı bir yol olursa da burdan hepinize kucak dolusu sevgiler.

parmak değiştirin - parmaklıyorum parmaklıyorum ama olmuyor? naapmam lazım diyenler için önerimiz bu. parmaklamaya da yeni açılımlar getirmemiz gerekiyor tabi ki. unutmayın ki rutinleştirdiğiniz herşey monotonlaşacak, monotonlaştırdığınız herşey de sıkıcı olacaktır. onun için naapmanız lazım? değiştireceksiniz, parmakları sürekli değiştireceksiniz yau. çok zor değil inanın ben denedim oluyor.

kısa, faydalı ve anlamlı bir yazının daha sonuna gelmenin burukluğuyla hepinize papuy.
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
7 Kasım 2013 Perşembe 01:18 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
efendim merhabalar. yine ben. sanat eserlerime "yine ben" diye başlamaktan bıktım artık, ama görüyorum ki aranızdan bağzı fütursuzlar yine ben diyen bu insanı okumaktan bıkmıyor, usanmıyor. öncelikle teşekkürlerimi sunmak isterim ki bilogumu tekrar açtığımdan beri beni pişman etmediniz. yorumlar üstüne yorumlar, pohpolamalı yağlı gaymaklı mailler.. yok efendim benim dedemin katırları nağdar iyiymişlerden, babamın üfürük şiddetine kadar milyonlarca vizontelevari mesajlar aldım. ama ben bu numaraları yutmam pek sevgideğer okurmatikler. benim dedemin katırları iyi filan da değil, bildiğin eşşekti!

amcoğlumun "sana bi bilog açalım mı?" demesiyle başlayan internet serüvenim boyunca çok şeyler yaşadım, çok bağdireler atlattım, çok şeyler öğrendim ki kendimi de aşıp işi bilimselliğe kadar vurdum. artık akademik ve bir o kadar da bilimsel makalelere imzamı atabilir vaziyetteyim. peki nasıl başardım sorusuyla devam edip sizleri şaşırtacağımı düşünüyorsanız yine yanılırsınız. empati yapmaya çalışmayı da bırakın artık.. olmuyor işte olmuyor..

hamdi vizyonuyok kişisel gelişim gurubu on adımda on iki adım sanatının inceliklerini sunmaktan başarıya ulaşmışçasına memnuniyet duyar...

sigarayı bırakın - eğer gerçekten ve tüm samimiyetinizle on adımda on iki adım atmak istiyorsanız sigarayı bırakmanız lazım. yoksa ikinci adımda tökezlersiniz.

sağlıklı beslenin - günde üç öğünden fazlasını yemeyin artık.. obezitenin arttığı şu günlerde ülke nüfusumuzda bir obezimiz de eksik olsun? fena mı olur?

iyi kalpli olun - herşeyin başı niyet. siz iyi kalpli olursanız diğerleri de iyi olur belki. bu konuda garanti veremiyorum ama deneyin be ya. hep kötü kalp.. hep art niyet.. nereye kadar? hem iyi kalp iyi vücutta bulunur. daş gibisiniz maşalla.

pozitif olun - ters kutuplar birbirini çeker. belki helal süt emmiş bi negatif bulur, mutlu mesut bi yuva kurarsınız? bence mikemmel bir aydiya.

yeteneklerinizin farkına varın - bu konuda ısrarcı olamıycam saygılı hafızlar. ama siz yine de bi kendinizi izleyin bakalım, kendi kendinize kalınca napıyosunuz? belki gizli gizli sigara içiyosunuz hala. o zaman bi şaplak şart.

acil durum eylem planı hazırlayın - oldu ya ayağınız takıldı on ikinci adımın yerine geçecek onuncu adımı atamadınız. naapmanız lazım? nasıl kurtulmanız lazım? hangi yöntemlere başvurmanız lazım? gibi saçma soruları şimdiden cevaplayın. yarın gelipte hani on adım da on ikiydi demeyin. on ikiyi yedirmeyiz!

ertelemeyin - üşeniyorum öyleyse yarıncılar kervanına katılmayın. yarınıyorum öyleyse üşeniyorum kervanına katılın. inanın birbirinden şeker kuzucuklar var bu tarafta.

hafızanızı geliştirin - bi hafıza kolay gelişmiyor sayın biladerler. yavaş yavaş ama kalıcı bi gelişim yakalamak şart. onunçün ilk başlarda benim gibi birden beşe kadar saymayı deneyin. oturtunca birden altıya kadar. o da tamamsa birden yediye.. sonra birden sekize.. derken birden dokuza.. on ikiye kadar sayabiliyosanız müteşekkir.

olmuyosa zorlamayın - çıkmadık candan ümit kesilmez. olmuyosa forret gump olur koşarız icabında. moral bozmak... yok. çok çalışmak... var.

fazla sorgulamayın - vay efendim benim ayakkabı numaram 50 yane ben bir adım atsam zaten iki adım sayılıyo türünden münakaşalara girmeyin benimle. muhatabınız ben değilim bu bir, bişey biliyoz da konuşuyoz bu iki.

bir nedir, nasıldır, how to, do it yourself tadında paylaşımın daha sonuna geldik sayın şapşirikler. emeğe saygı, +rep lütfen. sabırla okuyabildiyseniz gerçekten gerçekten. yok okuyamadıysanız da en azından sonunu okusaydınız bari belki katil gerçekten bahçıvandır yahu. neyse esenlen mi kalıyosunuz benlen mi kalıyosunuz bi an önce karar verinde işimize bakalım. hadi papuyz
devamı »
Bu postada 0 bikbik kere edilmiş
8 Şubat 2009 Pazar 23:20 tarihinde yazıldıktan sonra , , olarak fişlendi.
büyük iskender. nam-ı diğer; alexander the great. 33 yaşına geldiğinde dünyanın bilinen kısmının nerdeyse tümünü fethetmişti. olmaz gibi görünen hayallerinin üstüne atını sürüyor, ordusunun gücünü bu yiğitliğiyle sağlıyordu. gözü karaydı, cesurdu. kişisel gelişim kitaplarına konu olabilecek kadar başarılıydı..

33 yaşına kadar savaşlardan savaşlara koşturmuş ve sonunda hasta düşmüştü. savaştan, öldürmekten, katliamdan, kandan sıkılmıştı. evine dönüp dinlenmek istiyordu ama bu dileği gerçekleşemeden, atina'daki evine ulaşması beklenenden bir gün önce öldü..

hayatı boyunca sürekli zenginleşmek, büyümek, daha çok ve daha çok iktidar sahibi olmak için uğraştı durdu. tüm bu uğraşlarının karşılığını almış, hayallerini gerçekleştirmişti ama ölümünü 24 saat dahi erteleyememiş, annesine verdiği sözü yerine getirememişti. annesine dünyayı fethettikten sonra gelip tüm dünyayı onun ayaklarının önüne bir armağan olarak sunacağına söz vermişti. olmadı..

iskender, ölümünden önce başkumandanına şöyle dedi: "bu benim son arzum ve yerine getirilmek zorundadır; tabutumu mezara taşırken iki elimi tabuttan dışarıya sarkar halde tutun."

başkumandan hükümdarının bu garip isteği karşısında şaşırmıştı. "bu nasıl bir istek? eller her zaman tabutun içinde tutulur. bir cesedin ellerinin tabuttan dışarı sarkar halde mezara taşındığı duyulmuş şey değildir." dedi.

iskender, "sana açıklayacak kadar çok nefesim yok ama kısaca söyleyeyim, dünyadan boş ellerle gittiğimi göstermek istiyorum. giderek daha da büyüdüğümü, daha da zenginleştiğimi zannediyordum. fakat aslında giderek daha çok yoksullaşıyordum. doğduğumda hayata avuçlarımda birşey tutuyormuşum gibi yumruklarım kapalı gelmişim. şimdi.. ölüm anında yumruğum sıkılı gidemiyorum." dedi.
devamı »
Bu postada 7 bikbik kere edilmiş
1 Şubat 2009 Pazar 23:10 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , olarak fişlendi.
pek değerli bilog yazarları,

sözüm sizedir, okuyuculara değil! zira müzik kutusunu okuyucular koyamıyor.

teknolojinin acayip geliştiğinin bende farkındayım. teknolojinin gelişmesiyle birlikte, sitelerimize müzik kutusu koyabilir hale geldik. istediğimiz müziklerden bir liste oluşturup, sitemize koyuyoruz. sitemize giren kişinin bilgisayarında da otomatik çalmaya başlıyor. pek âlâ..

yalnız birşeye dikkatinizi çekmek isterim; müzik kutuları, domuz yağı ve katkılarını ihtiva ediyor. bu yüzdendir ki müzik kutuları birer şeytan icadıdır. bu konuda da son derece gayrıciddiyim.

varmak istediğim nokta; biloglarınızdaki resimlere bakmaktan büyük keyif alıyorum.. yani aynı zamanda iyi bir okuyucuyum amma ve lâkin biloglarınıza girdiğimde otomatik olarak çalmaya başlayan müziklerden nefret eder oldum. o müzik kutusunu ve dahil pause düğmeciğini bulana kadar canım çıkıyor. lütfen bana ve diğer okuyuculara bu eziyeti etmeyin. sizin yazılarınızında okunmaya ihtiyacı var. onlarda diğer yazılar gibi okunmak için yazılıyorlar. onları da sevelim.

okuyucuları sinirlendirmeyin.. sayfanızı kapattırmayın.. bakın kimseye emir vermiyorum, haddim de değil zaten.. sadece rica ediyorum. istirham ediyorum ulan!

sizlerden müzik kutularınızı kaldırmanızı da istemiyorum. sakın yanlış anlamayın. sadece otomatik olarak çalmasını engelleyin, engellettirin. çocuklarımızın geleceği, temiz bir çevre ve küresel ısınmamak için yapın bunu. kendim için birşey istiyorsam bush olayım.

eğer bu manifestom işe yaramazsa blogger'ı kapattıracağımı da bilmenizi isterim.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
19:43 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , olarak fişlendi.
yağmurlu bir gün.. erkenden dışarı çıkmışım.. kahveye baktım kimseler yok.. biraz dolaştıktan sonra tekrar baktım, bizimkilerden birkaçı gelmiş.. konuşacak birilerini bulmanın sevinciyle oturdum, herkese benden bi çay söyledim. şaka lan şaka.. sadece kendime söyledim.

o sıralar gündemde taze taze israil-filistin meselesi var ve kendi aramızda bu konu hakkında konuşuyoruz..

bizim kahve küçük çaplı bi yer olduğundan ve sesimizi biraz fazla yükselttiğimizden olacak ki, oyun oynayan emeklileri izleyen bi amcam bize kulak vermiş.. konuyu idrak ettikten sonra ayağa kalkıp yaklaştı ve "hamas israile bilmem kaç bomba atmasaydı, bunlar olmayacaktı" dedi. "peki" dedim. "hamasın israili bombalamış olması, yapılan katliamları haklı çıkarır mı?". yüz ifadesi biraz değişti ve "ben kaç yıllık eğitimciyim ve bu yapılanların doğru olduğunu söyleyemem." dedi.

yerine gitti ve oturdu. bizde napsak, napsak dedik ve tavla oynamaya karar verdik. çok çekişmeli bir maç oluyordu. tribünler susmuş, adeta tarihi bir zafer bekliyorlardı. tam o sırada, aynı amca yanımıza geldi. tribünlerin hevesi kursağında kalmıştı. yaşlı amca, hamdi'ye bazı sorular yöneltiyordu.. soruları cevaplamaya çalışan hamdi artık oyundan kopmuştu. dış mihrakların oyunu olduğu apaçıktı. bunu fırsat bilen rakibi w.i.i., ani hamleler yapıp hamdi'yi gafil avlıyordu. tam o sırada hamdi'nin aklına süpermenden bir anekdot aktarmak geldi. amacı neydi? bundan sonraki bölümde ne olacaktı? kafamız karışmıştı?

hamdi, süpermenin uçma hikayesini gayet amaçsız bir şekilde aktardıktan sonra sıranın başka birine geçmesi gerekiyordu. yaşlı amcam bu fırsatı değerlendirdi ve beklenen cümleyi kurdu. "gençler.. bende bişi anlatıyım şimdi size.."

hikayesini anlattı ama bu hikayenin bir amacı vardı. açık ve net bir şekilde anlaşılabiliyordu. kendine has, ulvi amacı olan bir hikaye.. bir telkin metodu.. bir pazarlama tekniği.. tanımlanamayan bir cisim? yaşlı amcam yılların eğitimci tecrübesini konuşturmuş ve götünden uydurduğu hikayesini biz dinleyicilere şahane bir şekilde anlatmıştı. her duyduğuna inanan ben ve benim gibi salak arkadaşlarımda kendimizce hikayeden dersler çıkarmıştık. "vay anasını bee..", "bunların hepsi böyle abi.." gibi..
devamı »
Bu postada 2 bikbik kere edilmiş
25 Ocak 2009 Pazar 00:54 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , olarak fişlendi.
önemli güncelleme: facebook hesabınızı buraya tıklayarak tek adımda silebilirsiniz.

facebok hesabınızı kapatmak hiç bu kadar kolay olmamıştı! evet bu kadar da iddialıyım. 3 adımda facebok hesabını kapatmanın yolunu bulup icat ettikten sonra keşfetmenin kıvancını yaşıoyrumm. o kadar heycanlandım ki, insanlığa bu iyiliği yaparkene ellerim ayaklarım ayakta parmaklarım.. kaç?

sonunda günler geceler süren araştırmalarım sonuç verdi ve 3 adımda facebok, facebook, feyzbuk, feysbuk, feysbok ve ne demek istiyorsanız onu kapamanın kısayolunu buldum. insanlık adına büyük bir adım attığımın farkındayım ve şımarmıyorum.

hamdi vizyonuyok facebok hesabını kapatmanın 3 adımını kıvançla sunmaktan gurur yalar.

1.adım : fareyi elinize alıp ekranın sağına doğru sürükleyin. sonuna gelince yukarı doğru sürükleyin. şimdi bi ince ayar yapmamız gerekecek. orda ayarlar diye bi yer var. önce bi ona odaklanın ve bir ki üç dedikten sonra harekete geçip farenin şeysini üstüne getirin. derin bi nefes aldıktan sonra açılan yerden hesap ayarlarına tıklayın.









2. adım :
hesap ayarlarına girdikten sonra, en altın biraz üstünde hesabı dondur diye bi şey var. şimdi de hesabı dondurun sağ tarafındaki dondur yazan yere kilitlenip, bir ki üç dedikten sonra harekete geçin ve hızlı bir şekilde tıklayın. ve.. bekleyin..





 

3. adım : açılan sayfada aşağıdaki gibi bişey çıkacak. kendinize en uygun seçeneğe tıklayıp hesabımı dondur yapın.. hayırlı uğurlu olsun.. bi daha girende top olsun.



işlerinizi kolaylaştıracak yeni procelerimlen tekrar görüşmek üzere.. ister esenlen kalın ister sevgiylen kalın. hadi görüşürük.
devamı »
Bu postada 11 bikbik kere edilmiş
17 Ocak 2009 Cumartesi 18:13 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu. yine, yeni bi ölmeden önce oynanması gereken oyunlar serisiyle tekrar karşınızdayım. geçen sefer ki yazımda en son world of warcraft’ı yazabilmiş ve mmorpg aşkım, canım ciğerim lady sylvanas’ımı hatırlayınca devam edememiştim. hatta yazının tam da o kısmında göz yaşlarımı tutamayıp, mönitörümü öylesine hızlı çarpıştırmıştım ki.. kırıldı. olan yine bana oldu.

bu yazımızda da yine online olarak oynanan oyunlardan birkaç tanesine değinmek istedim zira internetsiz oynanan, single player tadında oyunlar artık kimseyi kesmez oldu.. en azından beni hiç kesmiyor. illa ki toplum halinde yaşamam, toplum içinde bir yer edinmem, etkileşmem lazım. böylesi daha zevkli oluyor.

hamdi vizyonuyok şebekesi ölmeden önce mutlaka oynamanız gereken browser(internet explorer gibim) tabanlı oyunları sunmaktan gurur duyar. yanlış okumadınız.. bu sefer de şebeke olasım geldi ama naylon değil!! buraya dikkat..

popmundo eski adı ile popomundo, yeni adı ile popmundodur. dar anlamda popmundo ve geniş anlamda popmundo olmak üzere iki adet tanımı bulunmaktadır.

dar anlamda, sanal şöhret oyunudur. bu tanımın üzerinde durmaya bile gerek yoktur zira dardır..

geniş anlamda, sanal şöhretin istenildiğinde gerçek şöhrete dönüştürülebildiği bir oyundur. geniş anlamda popmundo yaklaşımını savunan bilimadamlarına göre, şöhretinizi en azından karı kız düşürmek için rahatlıkla kullanabilirsiniz. bu bağlamda şöhretiniz sanal olmakla kalmayıp, icraata dönüşür. bence de mantıklı bi yaklaşımdır.

popmundo, müzik endüstrisi odaklı bir oyundur. kendinize ait bir karakter seçmekle başlarsınız ve şöhret olma yolunda hangi yetenekler gerekiyorsa geliştirirsiniz. isterseniz hadise olup düm tek tek deyü bir şarkı bile besteleyebilirsiniz. gerçek zamanlı olduğundan olacak ki, bilgisayar başında saatlerce bekleseniz de yeteneklerinizin gelişmesine yardımcı olmaz. oyun içinde sanal şöhret olma yolunda kullanabileceğiniz her türlü enstrüman mevcuttur. çamur atmak, çirkeflik yapmak gibi enstrümanlar, şöhret olma yolunda köşe olarak kabul edilir. köşeyi dönebilirseniz, harikuleyt.

ogame uzay gemisi saldırtmaca oyunu. kendinize ait bi gezegeniniz olur. bişiler bişiler geliştirdikten sonra sömürge kurabilir duruma gelirsiniz. sömürgeleri tamamladıktan sonra gemi basmaya başlarsınız. komuta gemisi haricinde gemi basmak gereksizdir. son olarak ölüm yıldızını da yaptınız mı, tamam.. artık saldırıya geçebilirsiniz. saçma sapan hesaplar yapılır ve saldırıya geçilir. dakikalar değil saniyelerin bile hayati önemi vardır. çalar saatinizi bu oyun için kurmak zorundasınızdır. geceleri uyumayıp başkalarının filolarını vurmak zorundasınızdır. hatta sizin gibi bi sürü manyak toplayıp organize olabilir ve organize manyaklar olarak gecenin geç saatlerine kadar birilerinin filolarını indirmek için uğraşabilirsiniz. vurduktan sonrası çok zevklidir çünkü karşı tarafın filolarını vurduğunuza dair bir mesaj alırsınız. bi de kendinizi filoların iniş saatlerine göre ayarlamanız var ki takdire şayan.. filolarım indi mi acıbaa? on üzerinden çogiyi.

sanalika çogiyi bi oyun. bi karakter oluşturuyorsunuz ve seviyeli bir ilişki arayan hatun kişilerle, seviyeli muhabbet ediyorsunuz. küfür etmek haricinde herşey serbest.. üç boyutlu karakterinizle hatun kişisi karakterlere gidip laf atabiliyorsunuz. herhangi bir yerde oturan hatun kişinin yanına hiçbir soru sormadan oturabilip yakınlaşabiliyorsunuz. slm, asl pls?, nrdn? gibi sorular sorup karşı cinsinizi şaşkınlıklardan şaşılıklara sürükleyebiliyorsunuz. kahvehaneye gidip tavla oynayabiliyor, okey atabiliyorsunuz. otele gidip odanıza girebiliyorsunuz ama şimdilik herhangi bir atraksiyone yapamıyorsunuz. on üzerinden yıldızlı pekiyi.

travian – sanal köy kurdurmaç ve saldırmaç oyunu. önce bi ırk seçiyosunuz. ırkların herbirinin özelliği bambaşka. sonra bi köyünüz oluyor ve geliştiriyorsunuz. geliştirirken saldıran ırkı seçtiyseniz durmadan bi yerlere saldırıyorsunuz. defans yapan ırkı seçtiyseniz sürekli savunuyorsunuz. dengeli ırkı seçtiyseniz bazen savunuyor, bazen saldırıyorsunuz. acayip eğlenceli ve bi o kadar bağlayıcı ve bi o kadar detaylı bi oyun. yani iki dakika da öğrenilebilecek bişey değil. yıllarınızı vermeniz lazım ki ancak o zaman tam bi traviano olabilirsiniz. on üzerinden anbilivilibılı.

second life – ikinci hayat kurdurmaç oyunu. gerçek hayatta neler yapabiliyorsanız, bu oyunda da yapabiliyorsunuz. hatta burada söz konusu egomuz olduğundan, daha fazlasını yapabiliyoruz. esas olarak popmundo’dan farkı olmayan bir role playing yani rol yapmaca oyunu, tek farkı sadece müzik endüstrisi ile sınırlı kalmamış olması. bi de üç boyutlu grafikleri filan olduğundan herşey daha bi gerçekçi. o kadar gerçekçi ki; eşinizle beraber oynayıp, oyun vasıtasıyla bir bahane üretebilir ve akabinde boşanabilirsiniz.. on üzerinden üçyüsbeşyüs.

iveet, ilk defa 5 oyun diyip beş oyun tanıtımı yapmış bulunmaktayım. mutluyum, gururluyum. daha farklı yeni nesil uyuşturucularla, daha farklı bir yazıda görüşmek üzere.. esen kalın.
devamı »
Bu postada 27 bikbik kere edilmiş
7 Ocak 2009 Çarşamba 14:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , olarak fişlendi.
efenim, bendeniz ablam mimlemiş. mimi gönderirkende acele yıldırım mim şeklinde göndermiş ki hemencecik cevapmam lazım. öncelikle kendisine burdan teşekkür ediyorum, sonralıkla kaybolmayan sakız istiyorum.

mim'in konusu anladığım kadarıyla yok ama içeriği pek geniş maşşallah. 20 sorudan oluşan bi mim olmuş.. böylesine kolay ve faideli bir mimin, yayında ve yapımda emeği geçen yedi ceddine teşekkürler.

1.En sevdiğiniz kelime nedir?

kelimeler arasında ayrım seçim yapmadığımdan olacak ki hepisini ayrı ayrı severim. özellikle ingilizce menşeili kelimelere karşı ayrı bi hassasiyetim var. diğer kelimeler alınmasınlar lütfen ama onları daha bi çok severim. böyle söylerken ağzımın şekilden şekile girip, başkalarının beni ingilizce biliyor sanması yok mu mesela.. harikuleyt

2. En nefret ettiğiniz kelime nedir?

en nefret ettiğim kelimeler de mesela eski dilde kullanılan kelimeler. hani osmanlıca mıdır nedir? kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz koardeşim falan oluyorum yaanee..

3. Sizi ne heyecanlandırır?

bu sorunun cevabını tam olarak bilemedim. metabolizmam öylesine acayip ki durduk yerden adrenalin salgılamaya başlıyor. nooldu olm yine? diyorum ses vermiyor. böylelikle neye karşı heyecanlandığımı anlayamamış oluyorum. terbikler.

4. Heyecanınızı ne öldürür?

şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla tuvalete gitmek benim heyecanımı öldürüyor. evet evet çok ilginç olabilir ama tuvalet denilen yerde öylesine rahatlıyorum kii.

5. En sevdiğiniz ses nedir?

en sevdiğim ses, kalın do'dur.

6. Nefret ettiğiniz ses nedir?

en nefret ettiğim ses do'dan sonra gelen re'dir. re'yi neden do'dan sonra koyduklarını hep merak ettim. hala da merak ederim. notaları icat edenlere selamlar.

7. Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?

bu soru biraz saçma olmuş ama olsun. yapmak istemediğim mesleği yapmak istemem mesela. yapmak istemediğim meslekte astronotluk olsun.

8. Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?

doğal olupta sahip olmak istediğim bi yetenek yok gibi görünüyor ama olağanüstü bi yetenek deseydin, uçabilmem kuvvetle muhtemelle.

9. Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

kendim olmasaydım, sobalı evde büyümüş çocuk olurdum.

10. Nerede yaşamak isterdiniz?

plüton'da yaşamak isterdim zira gezegenliğini iptal ettiklerinden beri dünyalılardan daha az haber alır olmuşlar.

11. En önemli kusurunuz nedir?

en önemli kusurum, kişisel gelişim zırvalıklarına inanılmaz derecede inanmış olmam ve başarılı olmak için kıçımı yırtmamdır heralde ama tam bilemedim.

12. Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?

toplum içinde burun karıştırmak ve osurmak... ama iran'lıların yanında osurunca size demediklerini bırakmıyorlar, dikkat edin.

13. Kahramanınız kim?

sonunu düşünmeyen adam.

14. En çok kullandığınız küfür nedir?

sık kullanılanlarımda her zaman birden fazla küfür bulunduğu için, hangisini söylesem diğerine haksızlık olacak. onünçün pas diyorum.

15. Şu anki ruh haliniz nasıl?

bu sorunun aynısını bende şimdi ruh halime soruyordum ama cevap alamadım. bi dış görünüşü filan olsa nasıl olduğunu anlayabilirdim ama öyle bişi de yoook?

16. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?

katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsini bilmem naaptığım cinsine çeker sözü hayat felsefemin temellerini oluşturur çünkü ben genetik bilimine sonuna kadar inanan biriyim. hatta babama gidip sen bu yaştayken hangi hataları yaptıydın? diye sorarım.. sonra bi bakarım ki bende aynı hataları yapmışım. hayat ne tuhaf.

17. Mutluluk rüyanız nedir?

bütün dünya buna inansa, hayat bayram olsa filan demem lazım.

18. Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?

bence mutsuzluk, mutluluk'un tam tersidir. kendi arasında ikiye ayrılır. dolaylı mutsuzluk ve dolaysız mutsuzluk. hatta bazı bilimadamlarının, spesifik mutsuzluk ve advolarem mutsuzluk olarak ikiye ayırdıkları da görülmüştür.

19. Nasıl ölmek istersiniz?

nasıl ölmeye layıksam o şekilde ölmek isterim. şerefsizin önde gideniysem, sürüne sürüne.. çok şeker bi insansam, bi anda..

20. Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

bu işlerin sipariş usulü olmadığını bilebilecek durumdayım. evet.

maslow'un teorisi kadar olmasa da çoguzun bi mimmiş. isteyen varsa beri gelsin.
devamı »
Bu postada 24 bikbik kere edilmiş
4 Ocak 2009 Pazar 17:11 tarihinde yazıldıktan sonra , , , , , , , olarak fişlendi.
meraba sayın okuyucu, bugüne kadar ölmeden önce oynamamız gereken oyunlardan, girmemiz gereken sitelere kadar çok faideli bilgilerden bahsettiydim. dün başıma gelen bi olaydan sonra ölmeden önce yapılması gerekenlerin listelendiği son derece ciddi, bi o kadar da bilimsel bir yazı yazmaya karar verdim. zira ben böyle yaptım, ölmedim.

malumunuz türkiye'nin en bilimsel bilogu, en bilimsel bilog yazarı ve en popiler bilog yazarı kategorilerinde oscar'a aday gösterilme ihtimalim var. tabi bunlardan sizin haberiniz yok amma bana gelen meyillerde tam olarak böyle laflar sokuluyor.

iveet.. yine bilimsel bir yazı, yine ben. interneti bilgi edinmek için kullanır olduğumdan beri çok bilimsel adımlar attım, çok bilimsel adım atanlar gördüm. her oturuşumda bi makale çıkarasım, akademik yayınlarda yayınlanasım geliyor amma o kadar torpil bulamadım henüz. inşallah bi gün dayımın oğlu devlet kademesinde yüksek bi yerlere gelirse, o zaman beni profösör yapacak. sanırım yine konudan uzaklaştım, yine sapıttırdım. kusra kalmayın gari.

bu arada dün başıma gelen olayı yazmadan da edemeyecem. bi arkadaşımlan beraber bi yerde oturuyoz. bi yer diyince hemen gaave'de oturduğumu sanmayın, çok fena şaşırtırım aklınız almaz. bi alışveriş merkezinin en üst katındaki cafelerden birinde oturuyoz. dadlı dadlı, tatlılarımızı yeyor, sohbet mahabbet edeyor iken birinin bağırarak bize doğru yaklaştığını gördüm. ilk aklıma gelen, polislerin sıradan kimlik kontrolü oldu amma durumlar hiçte öyle değilmiş. meğer alışveriş merkezinin alt katlarından birinde yangın çıkmış ve her an patlayabilir durumda tatlılarımızı yeyormuşuz. durumu anladıktan sonra hemen bi kalktık, dooğruca çıkışa doğru yöneldik. işte tam burda benim kafamda şimşekler çaktı.. bilimsel bir araştırma yapmam lazımdı. hatta yaptığım araştırmayı isviçreli bilimadamlarına onaylattırmam lazımdı ki güvenilir olsun. ve......

hamdi vizyonuyok, ölmeden önce yapmanız gereken hakikatleri dilbilgisi kurallarına dikkat ederekten sunmaktan gurur duyar.

panik yapmayın -
öleceğinizden emin olsanız bile panik yapmayın. öleceğiniz varsa zaten kurtuluşunuz yok. hem ilk defa ölen kişi de siz olmayacaksınız. onunçün yapmayın, etmeyin, sakin olun!

yavaşça ayağa kalkın - panik yapmış olsanız bile aniden yerinizden fırlamayın. önce bi bacak bacak üstüne attıysanız, bacağınızı indirin. sonra oturduğunuz sandalyeyi geriye doğru itin. bi yerden destek alıp yavaşça ayağa kalkın.

kasaya doğru yönelin - tabi, ayağa kalkmışken kasaya uğramamak olmaz. kasaya doğru giderken, görevli hanımkızlarımıza dönüp ölmeden önce hesabı da ödeyelim bari diyin ve tepkilerini merak edin. büyük ihtimalle Allah korusun, olur mu öyle şey türü bir tepki alacaksınız ama gülmeyin. ayıp etmeyin.

hesabı ödeyin - olur da ölmezseniz, dükkan sahibinin arkanızdan hesabı da ödemeden gitti ibneler demesini istemezsiniz değil mi? böyle birşey denilmesini isterseniz ödemeyin, istemezseniz ödeyin. burasını yoruma açık bırakıyorum.

yürüyen merdivenlere yönelin - koca alışveriş merkezi patladı, patlayacak. arkanızda azrail'in nefes alıp verişini hissedebiliyorsunuz.. bi falsonuzu bekliyor.. ne kadar da heyecanlı. şimdi.. doğruca yürüyen merdivenlere binip, aheste aheste aşağı inin.

şaşırmayın - inerken yukarı katlardaki korkuluklara yaslanıp, sizin halinize gülenlere şaşırmayın. kendileri, altmışbeşinci boyutta yaşıyor olduklarından patlamadan etkilenmeyeceklerdir. siz önünüze bakıp inmeye devam edin.

konuşmayın - alt katlara indikçe yoğun gaz kokusunun, ciğerlerinize doğru dolduğunu hissedeceksiniz. konuştukça batarsınız, ben diyiviriyim. sonra vay ben zehirlendim, vay ben öldüm diye bana gelmeyin.

gülmeyin - her an ölebileceğiniz ihtimalini göz önünde bulundurun. hiçkimse gülen bi yüz ifadesiyle ölmek istemez değil mi? cevabınız evetse müteşekkir.

meraklanmayın - alışveriş merkezinin kapısının önünde patlamayı beklemeyin. zira kapısının önünde meraklı kalabalığı göreceksiniz. siz onlara uymayın. onlara bişi olmaz, size olur mazallah.

şimdilik bu kadar sayın okuyucu. başka bir patlama tehlikesinde, başka bir alışveriş merkezinde tekrar görüşmek üzere.. esen kalın. ucuz atlattık ellam.
devamı »
Bu postada 13 bikbik kere edilmiş